Bir Babanın Çığlığı: Doğum Mutluluğundan Hayata Tutunma Savaşına

Ben bir babayım… Ve bugün size kızımın yaşadıklarını, aynı zamanda yüzlerce annenin yaşayabileceği acı bir gerçeği anlatmak zorundayım. Çünkü bu yalnızca bizim ailemizin değil, tüm toplumun meselesidir.

Anne sağlığı, toplum sağlığının temeli sayılır. Ancak bir annenin hayatı göz göre göre ihmal zincirine kurban edilirse, bu yalnızca bir ailenin dramı değil, bir toplumun vicdan yarası olur. Ben bir babayım… Ve bugün size kızımın yaşadıklarını, aynı zamanda yüzlerce annenin yaşayabileceği acı bir gerçeği anlatmak zorundayım. Çünkü bu yalnızca bizim ailemizin değil, tüm toplumun meselesidir. Kızım Azra, Osmancık ilçesinin en genç kadın belediye başkan adayı olarak tanıdığınız genç bir kadın. 16 Eylül’de bir devlet hastanesinde normal doğum yaptı ve sağlıklı bir evlat dünyaya getirdi. İlk kontrollerde her şey yolunda görünüyordu. Mutluluk gözyaşlarımızla kucaklaştık. Fakat ne yazık ki mutluluk, çok geçmeden ağır bir kabusa dönüştü. İhmal Zinciri Nasıl Başladı? Doğum sonrası yapılan kontrollerde, plasentanın bir kısmının rahimde kaldığı görüldü. Tıp kitapları bu durumu “retained placenta” diye tanımlar ve bunun acil müdahale gerektirdiğini yazar. Çünkü plasentanın rahimde kalması, ağır kanamadan enfeksiyona, rahim yırtılmasından anne ölümüne kadar çok ciddi riskler taşır. Ama kızım taburcu edildi. “Kendiliğinden düşer” denildi. Birkaç saat içinde yapılması gereken işlem, günlerce, hatta haftalarca ertelendi. Üniversite hastanesine gitti, orada da “doğumu yapan hastaneye başvurun” cevabını aldı. Kendi doktoru ise operasyon için 29 Eylül gününe randevu verdi. Aradan geçen 13 gün boyunca kızım, rahminde plasenta ile yaşamak zorunda bırakıldı. Ve 29 Eylül günü yapılan kürtajda rahmi yırtıldı, bağırsakları parçalandı. Ağır bir cerrahi müdahaleyle hayata tutundu. Ama bağırsak dışarı alındı. Ve bugün hâlâ ağır tedavi görüyor. Mutluluk Yerine Mahrumiyet En acısı, torunumun anne sütünden mahrum kalması oldu. Çünkü kızım aldığı ağır ilaçlar nedeniyle bebeğini emziremiyor. Anne sütü, yalnızca bir besin değil; bağışıklık ve sevgi bağının en güçlü kaynağıdır. Torunum bu haktan mahrum bırakıldı. Bir yanda doğumun sevinci, diğer yanda ihmallerin gölgesinde yaşanan tarifsiz acı… Tıbbi Gerçekler Ben doktor değilim. Ama araştırdım, öğrendim: * Rahim ağzı doğumdan 2 saat sonra kapanmaya başlar. * 4 saat içinde rahim küçülür, esnekliğini kaybeder. * Plasenta doğumdan hemen sonra çıkmamışsa, bu “kendiliğinden düşer” diye beklenemez. Bunu bilen sağlık çalışanlarının, doğumdan birkaç saat sonra taburcu kararı alması nasıl açıklanabilir? Üniversite hastanesinin “biz bakmayız” demesi nasıl kabul edilebilir? Bu Sadece Bizim Değil, Herkesin Meselesi Bugün bu yazıyı kaleme almamın nedeni sadece kızım için değil. Yarın başka bir anne, başka bir aile aynı dramı yaşamasın diye… Sağlık çalışanlarının özverisi elbette kıymetlidir. Ancak sistemdeki boşluklar, ihmal zincirleri ve denetimsizlikler, en kutsal anları bile bir trajediye çevirebiliyor. Kızım bir anne olarak yaşam savaşı verirken, ben bir baba olarak şunu haykırmak istiyorum: Anne sağlığı göz ardı edilemez! Hukuki ve Etik Sorumluluk Bu olay, tıbbi hata (malpraktis) sınırlarını aşan bir ihmal zinciridir. * İlk hatayı yapan doğum hastanesi, * Sorumluluk almayan üniversite hastanesi, * Geciktirilen operasyon, Hepsi bu tablonun parçasıdır. Bugün adalet yollarına başvurmak bizim hakkımızdır. Ama asıl amacımız, bu olayın unutulmaması ve bir daha yaşanmamasıdır. Çözüm İçin Ne Yapmalı? * Doğum sonrası plasenta kontrolleri zorunlu ve standart hale gelmeli. * Hiçbir anne “bekleyelim” denilerek evine gönderilmemeli. * Üniversite hastaneleri, sorumluluk devretmek yerine acil müdahale protokollerini uygulamalı. * Bağımsız denetim mekanizmaları kurulmalı, ihmal raporları kamuoyuyla paylaşılmalı. * Ağır komplikasyon yaşayan annelere psikolojik ve sosyal destek sağlanmalı. Bir Babanın Çağrısı Benim kızım Osmancık’ın genç bir kadın siyasetçisiydi. Gençliğinde toplumu için mücadele eden bir insandı. Bugün ise sadece anne ve insan olarak yaşam mücadelesi veriyor. Onun yaşadığı bu dramı sessizce içimize gömmek istemiyorum. Bu yazı bir “şikâyet” değil; bir babanın çığlığıdır. Bir annenin, bir bebeğin ve bir ailenin dramı, başka hayatlarda tekrarlanmasın diyedir. Unutmayalım: Anne sağlığı toplum sağlığıdır. Doğum, mutlulukla anılmalı; ihmalin gölgesinde değil.
Benzer Videolar