ŞEHİR YAŞAM PORTALI
Bir yol hikayesi...

Baltacı, Prut Harbi’nde risk alsa; Rusya, tarih sahnesinden silinecek…

Gazeteci, yazar, çevirmen, yayıncı Ali Hikmet İnce “Baltacı Mehmet Paşa’nın ; Prut Harbi’nde risk alsa; Rusya, tarih sahnesinden siline(bile)cekti. Tereddüt, aşırı güvensizlik, ‘rüşvetin dayanılmaz çekiciliği’ tarihin ebediyen değişmesini engelledi.” dedi.

İnce, tarihin en çok konuşulan olaylarından Baltacı Mehmet Paşa ile Katerina’nın hikayesini ele aldığı yazısının sonunda Osmancık Gazeteciler Cemiyetinin  Bayram Dergisi’nin 2. sayısında “Baltacı’ya vefa borcumuz” başlıklı araştırma yazısında bahsedilen Baltacı Mehmet Paşa’nın mezar taşlarının merdiven inşaatında kullanılmasına da değindi.

İnce’nin “Baltacı, ‘şehvet’ değil ‘rüşvet’ mağduru” başlıklı yazısının tamamı aşağıdaki gibidir;

1. Petro (Deli/Büyük)’nun sevgili 2. karısı, 1. Katerina’nın adını bilmeyen Türk erkeği yoktu.

Katerina; ‘Türk Çapkınlık Tarihi’nin en geniş cüzü, en tanınan nazenini ve rüyaları süsleyen ‘tesadüf-ü müstesnası’ydı. Ünlü tarihçimiz/tarihi romancımız Murat Sertoğlu’nun 2 ciltlik tarihî romanı ‘Baltacı ile Katerina’da anlata anlata bitiremediği ‘dilber-i rana’ydı.

Sadece güzelliği ve cazibesi ile tanındı. Oysa zekâsı ve siyasi dehası ile milletinin tarihini değiştir(ebil)di; başka milletin sadrazamını da makamından etti. Birinci Katerina; Hollywood filmlerine konu edilebilecek ‘ter-ü taze’ydi.

Katerina; bir yanı aşılması gayrı mümkün bataklık, öbür yanı dünyanın en kuvvetli ordusuyla çevrilmiş; teslime hazır, 3 gündür aç, yorgun, moralsiz ve uykusuz Rus Ordusu’nu yok edilmekten kurtardı. Çar Deli Petro, Rus Ordusu’nun komutanları ve kurmay subayları ölüme gideceklerini düşünürken; düğüne gider gibi savaş meydanından ayrılmalarını sağladı. Yaşanan hadisenin dünya tarihinde başka örneği yoktu ve görülmedi.

Marta Elena Skrovnovska (Birinci Katerina); 15 Nisan 1684’de, Litvanya’da bir köyde doğdu. Ailesi Katolik’ti ve çiftçilikle geçinirdi; hepsi veba salgınında öldü.

3 yaşına kadar köyün papazı tarafından bakıldı. Papaz ve ailesi de aynı hastalıktan hayatlarını yitirince; Marienburg şehrinin başpapazının korumasına alındı. Başpapazın kızlarının yanında, hiçbir ayrım/horlanma görmeden büyütüldü.

1. Katerina

Başpapaz Johann Ernst Glück’ün evi; şehrin tanınmış kişilerinin, yöneticilerinin ve askerlerin uğrak yeriydi; haftanın belli günlerinde ziyafetler ve balolar verilirdi. Marta Elena; genç bir subay tarafından beğenildi; evlenme teklifi aldı. Damat adayı; Marienburg Garnizonu’nda görevliydi. Ülke; İsveç Hükümdarı 12. (Demirbaş Şarl!) Karl’ın yönetimindeydi. Düğünden bir gün sonra yeni evliler ayrılmak zorunda kaldı: Genç damat birliğine katıldı; Lehistan’a savaşa gitti. Marta Elena Skrovnovska; vasisinin evinde kalmayı, günlük rutin hayatını sürdürdü.

– Katerina; Cilveliydi; Akıllıydı; Hemen Samimi Olu(veri)yordu… –

İsveç Hükümdarı 12. Karl – Türk Tarihi’nde ‘Demirbaş Şarl’ diye tanınır! – ; savaşı kaybetti. Egemenliği altındaki toprakların büyük kısmı Rusya’nın kontrolüne geçti. Marienburg da ansızın Rus askerleri tarafından işgal edildi. Birliklerin komutanı Mareşal Scheremeov’du.

Mareşal iyi askerdi; güzel kadından da anlardı. Katerina’yı Başpapaz’ın evinde gördü; çok beğendi. Sadece güzel değildi; cilveliydi; akıllıydı; hemen samimi olurdu. Savaş şartlarının sağladığı sınırsız yetkisini kullandı: Genç kızı özel hizmetine aldı; yani bir tür ‘cariyesi’ yaptı. Güzel kadının evliliğini önemsemedi:

‘Savaşı kazanan, kuralı koyardı!’ Katerina; ilk ciddi cinsel deneyimini yaşadı. Mareşal’in sadece özel hayatına girmedi; sırlarına malik oldu; kuvvetli ve zayıf noktalarını öğrendi; satranç arkadaşlığını yaptı. Birlikte votkanın dibine vurdular. Ama aralarındaki ciddi yaş farkı dikkat çekiciydi. Katerina; 17’sine henüz girmişti.

İkilinin dostluğu ileri yıllarda da devam edecekti; Rusya’nın uzun erimdeki kaderinin şekillenmesinde etkileri/işbirlikleri görülecekti.

Bir gün, işgalci Rus kuvvetlerinin komutanı değiştirildi. Mareşal Scheremeov; yetkilerini Moskova’dan gelen Prens Mentçikov’a devretti. Mentçikov; son derece yakışıklı, genç ve tecrübesizdi. Katerina’yı görünce beğendi; yakından ilgilenince kalbinin aktığını hissetti.

Mareşal’den özel hizmetine bakan kölesini/cariyesini resmen istedi. Prens’in isteği emir sayılırdı. Katerina, – hemen! – Prens’in evine nakledildi; özel hizmetine bakmakla görevlendirildi. Gündüzleri yemeğini pişirecek; evini temizleyecek; çamaşırlarını yıkayacaktı.
Akşamları da yatağını paylaşacaktı. Genç kadın; sosyal statüsü daha yüksek Rus aristokratının ‘kapatması’ydı. Ama farklı bir durumu vardı: Katerina daha deneyimliydi. Bir erkeği kendine nasıl ram edeceğini biliyordu. Genç Prens Mentçikov’a istediğini verdi. Karşılığını da fazlasıyla aldı: Her dediğini yaptırabildi. Herkes hayatından ve kazanç hanesine yazılanlardan memnundu.

– Fettan Cariye; Çar’ın da Aklını Başından Alıverdi…

Katerina; cinselliğini, güzelliğini, zekâsını kullanarak ‘girilmeyen kapılar’ın dahi açılabileceğini öğrendi.

Marta Elena Skrovnovska’nın kaderi değişecekti. Çar 1. Petro (Deli/Büyük Petro); Lehistan’dan Letonya’ya geldi; Prens Mantçikov’un malikânesinde misafir edildi. Ve Katerina’yı gördü; kısa sürede yakından tanıdı.

Güzel, zeki, becerikli, fettan cariye; Çar’ın da aklını başından alıverdi. Rüyalarını süsledi; metresleri arasına girmeliydi. Çar’ın isteği/dileği emir telakki edilirdi. Çar’ın her sözü ‘kanun’du; ‘tartışılmaz’dı. Son derece dikkatliydi; çevresini incelerdi; kadınlarla arasını hoş tutardı. Prens Mentçikov’u yanına çağırıp, Katerina’nın hikâyesini dinledi/öğrendi; genç cariyeden etkilendiğini belirtti.

Yanında götürmeliydi. Sembolik bir davranışta bulundu: Yemek masasının üzerine duka altın koydu; cariyenin/kölenin hürriyetini satın aldı. Genç kadına karşı son derece nazik ve şefkatli davrandı. Hayranlığını, duygularının derinliğini/kalıcılığını göstermekten geri durmadı.

1. Petro

Çar evliydi; fakat mutlu değildi; karısını da sevmiyordu. Katerina ile gerçek aşkı ve hayatının kadınını yakaladığını düşündü. Ama derin aşkını ‘kutsal sessizlik örtüsü’yle saklamayı bildi/başardı.

Katerina; Çar’ın sarayına gidince; iktidar erkinin neler yapabileceğini anlamaya başladı.

Birinci Petro; Çar Aleksey Mihayloviç’in oğluydu; annesi Natalya Narışkina, Çar’ın 2. karısıydı. 9 Haziran 1672 Perşembe günü Moskova’da dünyaya geldi. 10 yaşında tahta çıkmak zorunda kaldı. Hükümdarlığının ilk döneminde üvey ablasının ve annesinin yardımını gördü. Üvey ablası Sofia Alekseyevna’nın sevgilisi, Başdanışman Vasili Vasilyeviç Golitsin’in öğütlerini dikkate aldı. Hatta ablasının naipliği döneminde – 1682 – 1689 arasında! – Rusya’yı danışman Golitsin yönetti.

Osmanlı’daki gibi, Rus Çarlığı’nda da kadınların mutlak iktidar dönemleri görüldü. Petro’nun bütün kardeşleri hastalıklıydı. Annesinin taht için sağlıklı oğul vermesi; sarayda ve çevresinde çeşitli dedikodulara yol açtı. Gayrı meşruluğu iddia edildi; ‘asıl/biyolojik babası!’ merak edildi.

– Çar Birinci Petro; Çok Meraklı, İstikrarlı, Öğrenmeye Son Derece İstekliydi… –

Petro; 2 metrenin üzerinde boya sahipti. Kafası, omuzları ve elleri, vücuduna oranla küçüktü. Ruhen ve bedenen sağlıklıydı. Sol yanında irice beni, dalgalı saçları ile dikkat çekerdi.

Eğitimliydi; Ortadoks mezhebine bağlıydı; İncil’i ezberlemişti. Çok meraklı, istikrarlı, öğrenmeye son derece istekli ve inatçıydı. Tıbbiyeden mimariye uzanan çok geniş alanlarda tecessüs içindeydi. Ülkesinin Avrupa’dan geri kalmasını kabulleneme(z)di.

Yetkilerini annesine – geçici! – devretti; uzun sayılabilecek araştırma/inceleme seyahatine çıktı. Tebdil-i kıyafetle İtalya, Fransa, Hollanda ve İngiltere’ye gitti. Tıp, önem verdiği hobisiydi; diş çekmekten çok hoşlanırdı. Dişçinin yanında çalıştı. Savaş gemilerinin yapıldığı tersanelerde marangozluk yaptı.

Rus Donanması’nda kimseye haber vermeden rütbesiz askerlik, erlik görevinde bulundu. İncelemeleri sırasında; Avrupa’nın neden ülkesinden ileri gittiği sorusunun cevabını aradı/araştırdı. Rusya; – mutlaka! – kabuğunu kırmalı; Avrupa ile yarışır duruma gelmeliydi.
Çar Birinci Petro’ya göre; devrimler ya da yenilik hareketleri halkın isteğine bırakılamazdı. Ülkesindeki toplumsal değişimi/dönüşümü gerçekleştirmek için gerekirse sert/şedit tedbirlere de başvuracaktı. 1697’de Avrupa gezisini kesmek zorunda kaldı; Rusya’da çıkan büyük/geniş isyana müdahale etmeliydi. Sert tedbirler aldı; bir dizi idam uyguladı; acil reçetesini tatbikata koydu.

1705’te ‘sakal vergisi’ni getirdi; Rus erkeklerini tıraşa zorladı. Sakalsız Ruslar’ın Avrupalılar gibi görüneceklerine inandı. Sakalını kesmek istemeyenden yıllık 100 ruble ‘sakal vergisi’ aldı. Rus aristokratlar, vergi ödemeyi tercih etti; ama rahatsızlıklarını da belli etti.

Aşırı alkol tüketimini önlemeye çalıştı. ‘Küfelik’ olup kendini kaybedenlere, çevresine rahatsızlık verenlere ‘madalya taktı’! Madalya, dökme demirden 7 kilo ağırlığındaydı; zincirsizdi ve pranga gibi ayağa geçirilirdi. Bir hafta boyunca taşınırdı; hiç çıkarılmazdı.

– Birinci Petro; Zeki Rus Çocuklarını İyi Eğitim Almaları İçin Avrupa’ya Yolladı… –

Kalpazanlara karşı savaş açtı. Sahte para basanları hapishane yerine darphaneye yolladı. Mesleğin ince/püf noktalarının öğrenilmesini istedi.

‘Kılık kıyafet kanunu’ çıkardı; Rus vatandaşlarını Avrupalılar gibi giyinmeye özendirdi/teşvik etti. Batı ülkelerinin kullandığı takvimini yaygınlaştırdı. Buz patenini tanıttı; ilk yarışmaları düzenledi. Batı’dan danışman getirtmedi. Belirlenen zeki çocukları iyi/kaliteli eğitim almaları için Avrupa’nın çeşitli ülkelerine – Hollanda, İtalya ve İngiltere’ye! – gönderdi.

Avrupa’nın gelişmiş ülkelerindeki gibi göz alıcı şehirler düşledi. Neva nehri deltası uçsuz bucaksız geniş bataklıktı; Kuzey Savaşı’nda İsveç’ten alınmıştı. Bataklığın kurutulmasını; kazıktan temellerle güçlendirilmiş modern şehir kurulmasını tasarladı. 1703’de çalışmalara başlandı; çamurluğun ıslahı projesi/çalışması tam 10 yıl sürdü. Araziye çağdaş bir şehir ve muhteşem bir saray inşasını planladı. Adı: Saint Petersburg’du.

Sıcak denizlere inip ticaret yapmayı, askeri üstünlük sağlamayı tasarladı. Tonajı yüksek ticaret ve savaş gemileri için tersaneler inşa ettirdi. Osmanlı, karşısında büyük engeldi. Kendince haklı bahane buldu/icat etti: İsveç Kralı Demirbaş Karl, Osmanlı’ya sığınınca hiç beklemedi. Karl’ı takip eden Rus kuvvetleri; Osmanlı topraklarına girdi ve tahribata/katliama girişti.
Osmanlı Devleti; 9 Nisan 1711’de Rusya’ya resmen savaş ilan etti. 140 bin kişilik ordu hazırlandı. 360 gemilik büyük donanma da Karadeniz’e açıldı. Kara kuvvetlerinin komutası Sadrazam Baltacı Mehmet Paşa’ydı. Lojistik desteği de ikmal edilen Osmanlı Ordusu; Davut Paşa Kışlası’ndan yola çıktı.

İki ordu; 19 Temmuz sabahı, Prut nehri önünde karşı karşıya geldi. Baltacı komutasındaki birlikler cepheden saldırdı. Kırım Hanı Devlet Giray da Osmanlı’nın müttefikiydi. Bağlı kuvvetleriyle arka taraftan taarruza geçti; Rus Ordusu’nu çevirdi.

Çar Petro; emrindeki 60 bin askeriyle Prut nehri ile yanındaki bataklık arasında sıkıştı. Dış dünya ile bütün teması kesildi. Açık hedef durumundaydı; her türlü saldırıda büyük zayiat verebilirdi. Rus kuvvetlerinin tamamı imha edilebilirdi. Çar, tahtını/iktidarını yitirebilirdi. Rusya tarihinde yeni devir açılabilir; düşünülen/planlanan bütün projeler gerçekleşmeyebilirdi.

– Çar; Yenileceklerini Ve Tutsak Edileceklerini Zannetti… –

Bütün kaçış/çıkış yolları kapatılmıştı. Birinci Petro; çok ağır yenilginin veya tutsaklığın eşiğindeydi. Beklemediği stratejik hataya düşmüştü. Ordusu yorgun ve açtı. Kadere boyun eğmiş bekliyordu. Rus kaynaklarının yazdığına göre; askere 3 gün yemek ve ekmek verilememişti. Seyyar ambarlar boştu.

Çar, çadırında sinir krizi geçirdi. Kontrolünü yitirdi; konuşamadı; göğsünü yumrukladı; sağına soluna saldırdı. Komutanlarını hırpaladı/fırçaladı. Bir ara muhakemesini topladı: Çok güvendiği özel ulağını çağırttı. Yenilgisi halinde tahttan feragat ettiğini belirten belge yazdırıp imzaladı ve hükümet merkezine, Moskova’ya gönderdi. Barış girişimini akıl etti; ama gururuna yediremedi.

Baltacı cephesinde, sağlanan kesin üstünlüğe rağmen şüphe – daha doğrusu kararsızlık! – hâkimdi. Yeniçeriler memnuniyetsizlik içindeydi; savaşmak istemiyordu. Savaş meclisinin nihai kararına uymayabilirlerdi. Böylesi durum da harbin sonucunu etkileyebilirdi.

Katerina; Osmanlı’nın tereddüdünü fark etti/haber aldı. Çar 1. Petro’yu yalnız bırakmamış; sefere katılıp savaş alanına gelmişti. Sevdiği adama destek çıkacak; moralini yüksek tutacak ve gelişmeleri yerinden izleyecekti. Hatta fikrine başvurulursa önerilerini de iletebilecekti. Ama gözünü kararttı: Çar’ın kurmaylarıyla tartıştığı çadıra girdi.

Barış yapılabileceğini söyledi. Osmanlı yöneticilerini yakından tanıdığı belliydi. Kurduğu istihbarat örgütünün başındaydı. Petro’nun yazışmalarını da okurdu. İstanbul’daki Rus Elçisi Kont Tolstoy’un bildirdiği/ilettiği mahrem bilgilere sahipti. Osmanlı yönetiminin önemli isimlerinin zaaflarını, kuvvetli yönlerini tek tek belirlemişti.

İstihbaratına göre Sadrazam Baltacı Mehmet Paşa ve Reisülküttap Ömer Efendi; değerli hediyelerden hoşlanırdı. Döneminin Rusya Başbakanı Baron Schaffirov arasında – geçmişten gelen/kalan! – dostluk bağı mevcuttu. Yapılabilecek gizli ön görüşme sonuç verebilirdi.

Ordunun teslim kararı ile ödenebilecek fidye sorunu çözebilirdi. Osmanlı; ‘aman dileyen’ düşmanına kılıç sallamazdı! Ama ‘karar alıcılar’ da gözetilmeliydi; armağanlar akıl çelmeli/büyülemeliydi.

– Türk Karargâhına 7 Araba Dolusu Hediye Gönderildi… –
Sadrazam Baltacı Mehmet Paşa’ya saygılı bir mektup yazılıp gönderildi. Teslim bayrağının çekildiği; barış yapmak istenildiği; yüksek miktarda fidye ödeneceği belirtildi. Katerina yanından ayırmadığı hazinesinin bütün mücevherlerini ortaya koydu. Generaller, subaylar, askerler ve eşleri de son kuruşlarına kadar neye sahipse verdi. Türk karargâhına ulaşan hediye/fidye tam 7 araba dolusuydu. Bir iddiaya göre; Sadrazam Baltacı Mehmet Paşa, Sadaret Kethüdası Osman Ağa ve Sadaret Mektupçusu Ömer Efendi arasında bölüşüldü.

Beklenen anlaşma; Rusya Başbakanı Baron Schaffirov ile Reisülküttap Ömer Efendi arasında imzalandı. Rus kaynaklarına göre de Baron Schaffirov’un sağladığı başarı her türlü övgünün üstündeydi. 60 bin kişilik Rus Ordusu’nu imha edilmekten kurtarmıştı. Yine aynı kaynakların yazdıklarına bakılırsa; Sadaret Kethüdası Osman Ağa da etkin rol sahibiydi.

İki kesim arasındaki görüşmeler; bazı Türk kaynaklarının kaydettiği gibi, Baltacı ile Katerina arasında yapılmadı. Prut Savaşı’nın detaylarını ele alan savaş günlüklerinde de Katerina’nın Baltacı’yı otağında ziyaret edip, sabahladığı iddialarına rastlanmadı. Rusya Tarihi’nin ülkemizde bilinen en önemli/güvenilir – akademik seviyedeki! – uzmanı Prof. Dr. Akdes Nimet Kurat da; Baltacı ile Katerina’nın bir araya geldiklerine ilişkin bilgiye denk gelmemişti.

İlişki üzerine ilk veriler; 20. yüzyılın başında Alman belgelerinde görüldü. Bir iddiaya göre Almanlar; Türklerin Ruslara karşı tarihi kinini/düşmanlığını körüklemeyi amaçladı.

Bizim bazı ediplerimizin yazdıklarına bakılırsa; Sadrazam Baltacı, Katerina’nın sadece yüzünü değil, en mahrem yerlerini görmüştü. Birlikte ten zevkinin doruklarında dolaşmışlardı.

Rus kaynaklarına göre Çar Birinci Petro; 2. bir kanalı daha kullandı. Özel temsilcisini, kıymetli hediyelerle Sadrazam Baltacı Mehmet Paşa’ya gönderdi. Ayrıca 250 bin ruble nakit ödeme sözü verdi. Çar; önerilerinin kabul edilebileceğinden emin değildi. St. Petersburg dışındaki bütün şehirleri teslime hazırdı. Ama sırrını kendisine sakladı.

– İstanbul’da Dolaşan Dedikodulara Göre; Katerina, Baltacı’nın Otağında Sabahladı… –

Çok geçmeden Katerina’nın planı sonuç verdi. Rüşvet etkisini gösterdi: Rus Ordusu’nun etrafındaki abluka kaldırıldı; ayrılmalarına izin verildi. Rus diplomasisi sonuç almıştı.

Rus kaynaklarının kayıtlarına göre Katerina; haber gelene kadar diken üstündeydi; aşırı heyecanlıydı; içi içene sığmıyordu. Yanında getirdiği bütün kıyafetlerini, değerli eşyalarını subay eşlerine dağıtmıştı. Ama hepsini geri topladı; operasyonunu kutladı.

İmzalanan ön anlaşmaya göre; Rus Ordusu’nun bazı önemli generalleri rehin bırakıldı. Baltacı ve emrindeki ordu; muzaffer eda ile İstanbul’a dönmek üzere yola koyuldu.

Dersaadet’te dedikodu almış başını gitmişti. Baltacı ile Katerina’nın hayali macerası dillerdeydi. Rus Ordusu’nun imha kararının alındığı 21 Temmuz akşamı, karargâha ‘troyka’ adlı 3 atla çekilen araba gelmişti. Paşa’nın otağının önünde durmuş; içinden dilber inmişti. Yanında sandıklar getirmişti. İçleri mücevher, altın ve kıymetli eşya doluydu. Dilber; sabaha kadar kalmış; ezan okunurken ayrılmıştı. Baltacı da; kuşatma kararını kaldıran emri vermiş; düşmanın sulh içinde/zarar görmeden geri dönmesini sağlamıştı.
Baltacı; dedikodular karşısında kendini savundu. Anlatılanların asılsız olduğunu tekrarladı. Katerina’nın yüzünü bile görmemişti. Barıştan başka seçeneği yoktu. Sebeplerini uzun uzun anlattı.

Sultan 3. Ahmet; barışı ve sağlanan şartları yetersiz buldu. 20 Kasım 1711’de, Paşa’yı azletti; ama hayatını bağışladı; bütün varlığına el koydurdu; Midilli’ye sürgüne gönderdi. Diğer 2 rüşvetçinin malları müsadere edildi; kelleri kesilip ibret için sergilendi.

Baltacı Mehmet Paşa

– Katerina; Aşırı Alkol ve Sefahat Kurbanıydı… –

Çar Birinci Petro; Katerina’nın katkısını taçlandırdı. 1712’de resmen evlendiler. Çar’ın 2. karısıydı. Katerina; 1703’de Çar’dan çocuk doğurdu. Mezhep değiştirdi: Ortodoksluğu kabul etti; Yekayerine Aleksiyevna adını aldı.

Ama beraberlikleri uzun sürmedi: Çar, 1724’de öldü. Geride varis bırakmamıştı. Katerina; eski efendisi, Mareşal Prens Mentçikov’un çabası/desteği ile tahta oturdu; Çariçe ilan edildi. İktidarı ancak 3 yıl sürebildi. Eğlenceye, içkiye aşırı düşkünlüğü sonunu getirdi; 15 Nisan 1727’de hayatını yitirdi. Sefahat kadar cinsellikte de sınır tanımazdı. Genç, güçlü, yakışıklı, aristokrat erkeklerden hoşlanırdı. Leh asıllı yakışıklı soylu Kont Sapieha’ya gönlünü kaptırınca; yanından ayırmadı. Yeğeni ile evlendirip elinin altında tuttu.

Aslında dillere düşmesi gereken Baltacı Mehmet Paşa değil; Çar Birinci Petro’ydu. 1711’deki Prut Harbi’nde Katerina; ‘metres’ sıfatıyla Petro’nun yanındaydı. İkili; 19 Şubat 1712’deki nikâhlarına kadar gayri ahlaki hali sürdürdü.

Baltacı Mehmet Paşa; 1662, Çorum’un Osmancık ilçesi doğumluydu. Ordunun balta ihtiyacını karşıladığı için ‘Baltacı’ diye anıldı. Midilli’den sonra Limni’ye sürüldü. Menfadan bir yıl sonra vefat etti. Ünlü mutasavvıf Niyâzî-i Mısrî’nin türbesinin haziresine defnedildi. Limni elimizden çıkınca; Türbe ve hazire ortadan kaldırıldı. Yerine/üzerine taverna yapıldı. Bir araştırmacının belirlemesine göre; Baltacı Mehmet Paşa’nın mezar taşları da merdiven inşasında kullanıldı.
ALİ HİKMET İNCE

Dikkatinizi Çekebilir:

Cevap Bırakın