ŞEHİR YAŞAM PORTALI
Bir yol hikayesi...

Engelli 2 çocuğuna hayatını adadı

  • www.osmancik.com.tr olarak 10 Mayıs engelliler haftası ve anneler gününe özel bir röportaj hazırladık.  Röportajımızda 2’si engelli olan 6 çocuk annesi Sebahat Biber’i dinledik.  Dünyada sorumluluğu en çok görevlerden birini üstlenen, şefkat, merhamet, güven, fedakarlık gibi yüce hasletlerle donanmış, karşılıksız sevginin sembolü bütün annelerimizin günlerini tebrik ederken, engelli vatandaşlarımızın bir kez daha hatırlanması, sorunlarının daha yakından dile getirilerek toplumda yeterli bilincin oluşması açısından önemli haftalardan biri olan engelliler haftasını kutluyoruz.

Engelli 2 çocuğuna hayatını adadı

Çorum’un Osmancık ilçesinde yaşayan 6 çocuk annesi Sebahat Biber, bedensel engelli olan iki çocuğuna hayatını adadı. Doğum sonrası engelli olan 33 yaşındaki oğlu ve 23 yaşındaki kızına gözü gibi bakan anne “Engelli çocuklarımı, sağlıklı olan çocuklarımdan asla ayrı tutmadım” dedi.

Bedensel engelli olan 33 yaşındaki oğlu Sezer Biber’in rahatsızlığını 1 yaşındayken fark ettiğini belirten anne Sebahat Biber, 23 yaşındaki kızı Nurhayat Biber’in ise 7 yaşında geçirdiği ateşli havale sonucunda konuşma engelli olduğunu belirtti.

Ellerini, ayaklarını kullanamayan ve konuşamayan oğlu Sezer Biber’in yemeğinden, temizliğine tüm ihtiyaçlarını aksatmadan yapmaya devam ettiklerini söyleyen anne; “ Sezer ve Nurhayat engelli çocuklar. Sezer ne eliyle yiyebiliyor, ne de temel ihtiyaçlarını karşılayabiliyor. Devamlı yatıyor, altını bezlemesen olmuyor ağzına yemek tıkmasan olmuyor.

Sezer 87 doğumlu, doğumunu ebe gerçekleştirmişti. Sezer bir yaşına geldiğinde benimle birlikte doğum yapanların çocuklarını görünce rahatsızlığını anladım. Onların çocukları güzel, güzel kucaklarında dururken, benim çocuğum kafasını bile kaldıramadı. O zamanlar köyde yaşıyorduk, eşim şehir dışında çalışıyordu.

Sezer’in yaşıtlarından farklı olduğunu anlayınca doktora götürdük. Gittiğimiz, doktorlar, Sezer için “Bunun beyni aşağı sarkmış, bundan size fayda olmaz başka yerlere götürmenize gerek yok” dedi. Bazen kendime diyorum ki, keşke doktoru dinlemeseydim, başka doktorlara götürseydim. İneğim vardı onu satsaydım tedavi olsaydı acaba oturabilir miydi diye çok düşünüyorum.  Ben köyde hayvancılıkla uğraşıyor, eşimde İstanbul’da çalışıyordu.  Anamız, babamız, önümüzde kimse olmadığı için bir yer bilmiyorduk.

Bir süre sonra dayımın destekleri ile Osmancık merkeze yerleştik. Dayımın bize bağışladığı evde kalmaya başladık. Dayımdan Allah bin kere razı olsun.  Osmancık’a geldikten sonra ilçedeki sağlık kuruluşlarına götürebildim, eşimin şehir dışında çalışması sebebiyle Ankara, İstanbul gibi başka illerdeki hastanelere ilk etapta gidemedik.

Bir süre sonra, 2 sene boyunca eğitim alsın diye Suluova’ya gidip geldik.  Buraya gidip geldikçe biraz kendi kendine hareket etmeye başladı.  Oturamasa da yattığı yerden kolunu, bacağını hareket ettirebiliyor. Daha önce nereye bırakırsak orada kalıyordu.  Şimdi ise yuvarlanarak odanın içinde gezebiliyor.

“Onlar için dik durmaya çalışıyorum”

Dayım şuan yaşadığımız evi bize verince devletimizin kurumları, belediyemiz ve hayırseverlerin yardımları ile bu günlerimize geldik. Aldığımız bakım parası ve bez desteğiyle durumumuz düzeldi. Bakım parasıyla engelli çocuklarımın yeme, içme, giyinme gibi ihtiyaçlarını karşıladık.

Çocuklarımızın ikisinin engelli olması sosyal hayatımızı da çok etkiledi. Özellikle Sezer’in durumu, onu ilk defa görenlerin bakışları, başka çocukların Sezer’den korkması beni de çok etkiledi. 4 sene boyunca zaman zaman baygınlıklar geçirdim. Sokaklarda bayıldığım oldu, ambulanslarla hastaneye kaldırıldığım oldu.  Halende unutkanlık gibi bir takım rahatsızlıklar yaşıyorum.  Ama çocuklarım karşısında hasta dahi olsam değilim diyorum. Onlar için dik durmaya çalışıyorum.

Engelli çocuklarımı bırakıp ne bir akraba ziyareti yapabildim nede dışarda yapılması gereken işlere koşuşturabildim. Çocuklarımın basında devamlı kalmam gerekti, bir başkasına güvenip bırakamadım. Diğer çocuklarımın yanına bile sene de bir kez bile olsa bir gün doğru düzgün kalamıyorum, sürekli aklım Sezer ve Nurhayat’da.

3 çocuğum evli, kendi hayatlarını kurdular, beraber yaşadığımız, sağlık bir kızım daha var adı Sibel, o sağ olsun kardeşleri ile ilgileniyor ama o da okuyor. Evimiz sobalı olduğundan, aklım engelli çocuklarımda kalıyor, bir yerlerini yakarlar mı diye düşünmekten kendimi alamıyorum.

“Sezer, kendi başına karnını doyuramıyor” 

Sezer, her yemeği yemiyor, elini kullanamadığı için de kendi başına karnını doyuramıyor. Dolayısıyla en az iki kişi yemeğini yedirtebiliyoruz. Birimiz tutuyor, diğerimiz yemeğini yediriyor.  3 kişi olmadan da banyosunu ve kişisel temizliğini yapmakta zorluk çekiyoruz. Ne kadar küçük görünse de oldukça ağır, tek kişinin kaldırması kolay kolay mümkün olmuyor. Kendi başıma ne banyosunu yaptırabiliyor, ne kaldırabiliyor nede doktora götürebiliyorum.

Her gün bezleniyor, günde 4-5 bez kullanıyor, 2 ayda bir de bez yardımı yapılıyor.  Yetmediği zaman 125-150 TL arası da biz ödüyoruz.

“Bakım evine vermeyi hiçbir zaman düşünmedim”

Bakım evine vermeyi hiçbir zaman düşünmedim, düşünmem de. Çünkü o benim evladım, hiçbir zaman diğer sağlıklı çocuklarımdan onları ayırmadım. Devletimiz para verse de vermese de hiçbir zaman onlardan ayrılamam, be ne yersem, ne giyersem onlara da aynısını veririm. Elimden geldiğince bakarım.

Her zaman ağlıyorum.  Ne kadar kardeşleri olsa da ben gibi bakamazlar, kızıma gitsem de oğluma gitsem de iki geceyi üç gece yapamıyorum ki… Bunun yediğini yediremezler, giydiğini giydiremezler diye çok düşünüyorum, kalamıyorum, bir yere vermeyi de istemiyorum. Çok defa söylediler, bakımevlerine, çocuk yuvalarına verin diye, asla olmaz dedim. Ben ölmedikten sonra hiçbir yere vermem de götürmem de.

Devletimizin desteğinden önce 10 sene boyunca çocuklarımın ihtiyaçlarını karşılayabilmek adına kepek doldurdum.  Oradan kazandığım para ile sütünü, yoğurdunu, ötesini berisini karşıladım.

“Konuşamasa da her şeyini anlayabiliyorum”

Ana diye seslenemese de, çıkardığı sesten anlıyorum acıktığını. Su isterse, ağızını şapırdatıyor,  beğenirse yiyor, yemek istemezse yönünü dönüyor, hiç yanaşmıyor. Hasta olduğunda hem ağlıyor hem de yemek yemiyor, durumunu belli ediyor. Mutlu olduğunu da gösteriyor, misafiri de çok seviyor. Konuşamasa da her şeyini anlayabiliyorum.

Beni sevdiğini yanıma gelip kucaklayarak gösteriyor. Duygularını göstermekte zorlansa da elinden bir şey gelmiyor ama ben anlayabiliyorum sevgisini. Çocukluğunu yaşayamadı, başka çocuklarla oynayamadı. Suluova’da eğitim aldığında arkadaşları oldu, hepsi o.

Konuşma engelli Nurhayat, annesinin en büyük destekçisi   

97 doğumlu kızı Nurhayat ise birçok ihtiyacını kendi başına karşılayabiliyor. Özel eğitimde alan Nurhayat abisi Sezer’in, bakımında annesinin en büyük destekçisi ve yardımcısı. Özel eğitimin alan Nurhayat henüz 7 yaşındayken geçirdiği ateşli havale sonucunda konuşma yetisini kaybetti.  Birkaç gün hasta yatan Nurhayat,ın dil bağı kesilmesine rağmen özel eğitim alana kadar kelimeleri bir araya getirip konuşamadı.

Halen epilepsi nöbetleri devam eden Nurhayat’ın, bu nöbetleri ise kullandığı ilaçlarla kontrol altına alınabiliyor. İlaçlarını aksatmaya gelmiyor aksi takdirde baygınlık geçiriyor. Ev işlerinde de annesine yardımcı olan Nurhayat annesine oldukça bağımlı ve diğer kardeşlerinden annesini çok kıskanıyor.

Dikkatinizi Çekebilir:

Cevap Bırakın