ŞEHİR YAŞAM PORTALI
Bir yol hikayesi...

ERENLER YATAĞI OSMANCIK

ERENLER YATAĞI OSMANCIK

Türklerin Anadolu’ya yerleşme hareketlerinin devam ettiği sıralarda Türk-İslam merkezlerinde tekkeler kuruldu. Orada yetişen ve etraftan gelen dervişler, şeyhler, bu yeni merkezlerde tasavvufi cereyanlar uyandırmaya muvaffak oldular. Bunlar arasında İran’dan, Suriye’den, Irak’tan, Mısır’dan gelmiş bir takım mutasavvıflar olduğu gibi, Horasan ve Maveraünnehr Türkleri arasında yetişmiş bir çok “alp-eren”ler derviş-gazi’ler hatta Orta Asya’dan gelme Ahmet Yesevi tarikatı mensupları da vardı.

Osmancık’ta yetişen ve çevreden gelen erenler, dervişler arasında isim yapanlar arasında Koyun Baba ve Kum Baba en çok bilinenlerden.  Koyun Baba, Ahi Baba, Kum Baba gibi Osmancık’ta kabri bulunanlar arasında Mantık Dede, Küştereci Dede, Kepçeli Dede,  Taşçı Baba, İbriktar Hazretleri, Mehmet Dede,  Arap Dede, Burhan Dede, Şeyh Hasan Hazretleri, Basret Baba, Nakşibendi Tarikatı Şeyhi Seyit Osman Efendi, Kani Kızı, Yedikızlar sadece bildiklerimiz.

70 BÜYÜK EVLİYA, 700 DERVİŞ OSMANCIK’TA TOPLANDI

İlçe halkı olarak çoğu hakkında temel bilgiye sahip değiliz. Ancak “Erenler Yatağı Osmancık ”başlığını atmamızın asıl nedeni Evliya Çelebi’nin şu anlatımına dayandırılmaktadır.

Evliya Çelebi nin anlatımına göre: “Hacı Bektaş-ı Veli, irşadı Hoca Ahmed Yesevi den görüp, Anadolu erenlerinden olduğundan, izin isteyip 700 fukara (derviş) ile Seyyid Muhammed Buhari-i Saltık ı, Hacı Bektaş ı Anadolu da Osmancık a gönderdi. Mevlana-yı Rumi, Hacı Bektaş-ı Veli, Şems-i Tebrizi, Muhyiddin Arabi, Karaca Ahmed Sultan ve 70 büyük evliya, bir yerde toplanarak has sohbetler edip, Orhan Gazi döneminde 700 fukaranın (dervişin) tümünü fethedilen kentlerde post (makam) sahibi etti” der.

70 evliya ve 700 Derviş’in Osmancık’ta toplandığı yerin günümüzde Cumhuriyet Mahallesi, Ata Sokak civarında olduğu rivayet edilmektedir.

Seyahatnameler, Menakıbnameler ile yapılan birçok çalışma ve Osmancık’ta bulunan mezar taşları da analiz edilerek hazırlanan bu makalenin kaynaklarından birisi de Osmancık’ta bir dönem edebiyat öğretmenliği yapan akademisyen Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Türkçe Öğretmenliği Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Zeki Gürel’in “Koyun Baba, Ankara 2000, Yörük Türkmen Vakfı Yayınları: 1”adlı kitabıdır.

KOYUN BABA

XV. yüzyılda Osmancık’ta yaşadığı bilinen Koyun Baba’nın soyu Hz. Ali evlâtlarından sekizinci imam Ali er-Rızâ’ya dayanmaktadır.

Eserde Seyyid Ali adıyla zikredilen Koyun Baba, Horasan’da vaktinin çoğunu ibadetle ve halkın dertlerine çare aramakla geçirirken bir gece rüyasında Hz. Peygamber’i görür ve onun emriyle hacca gider. Medine ve Kerbelâ’yı ziyaret ettikten sonra irşad vazifesiyle Anadolu’ya geçerek Bursa’ya uğramıştır. Bursa’da Abdullah adından bir zenginin çobanı olmuş, ikiz kuzulayan koyunların bir kuzu ona verilmek şartı ile anlaşma yapmıştır. Kısa bir süre sonra da hissesine düşen kırk koyunu önüne katarak Osmancık’a gelmiştir.

Koyun Baba’nın 30 kadar kerameti, menkıbelerle günümüze kadar ulaşmıştır.  Onlardan bir tanesi Osmancık’a nasıl geldiğini anlatmaktadır.

Koyun Baba bir çok yerde kalarak ve bir çok yeri gezerek  40 koyunuyla birlikte bir gün her tarafı ormanlarla kaplı bir dağa geldi ki, burası Osmancık toprağıydı. Bu dağa Eynegöl ( İnegöl) derlerdi. Buradan etrafı seyretmeye başladı. Bulunduğu yer bir ada, etrafı ormanlardan meydana gelmiş, yeşillik denizi idi. Ta uzaklarda bir vadi ortasında, kara bir kaya bütün heybetiyle yükseliyordu. Bir nehir kayanın bulunduğu  vadide kıvrıla kıvrıla akmakta, kara kayanın etrafında bağlar bahçeler içerisinde bir şehir görünmekteydi; bu kara kaya Kandiber Kalesi’nin üzerine kurulmuş olduğu kaya, şehirde Osmancık’tı. Burnuna mis gibi kekik kokusu, kulağına da keklik sesleri gelir. Koyun Baba kendisine mekan tutması emredilen yerin bura olduğuna hiç şüphesi kalmak ve oraya oturur.  Oturduğu yerden yarım ton ağırlığında bir beyaz taş görür ve onunla oynamaya başlar. Ayağa kalkarak velilik kudretiyle taşı yerinden oynatıp:

-“Yarabbi, taşın düştüğü yere defne müyesser eyle “diye dua, niyaz edip kudret sapanı ile taşı fırlatır. Taş Osmancık’ın kuzeyindeki küçük bir tepenin üzerine düşer ve Koyun Baba vefatından sonra buraya (Arefet Tepe) defnedilir.

Koyun Baba vefatına kadar geçen sürede İslami irşad noktasında pasif kalan alperenleri Osmancık’tan Anadolu ve Avrupa içlerine göndererek kolonizatör Türk dervişlerinin yardımıyla buraların Türkleşme ve İslamlaşma faaliyetlerine iştirak etmiştir. Tuna Nehri kıyılarına gönderdiği Erişti Derviş Koca Ali bunlardan sadece menakıbi bilinen biridir.

MANTIK DEDE

Mantık Dede  (Mantık Baba diyenlerde var) , Koyun Baba Hazretleri Osmancık’a gelmeden önce ilçedeki tekkenin şeyhi idi.

O zamanlarda Osmancık’ta velayet ehli mensuplardan 40 kişi vardı, Mantık Dede  bunlardan biriydi ve şeyhleriydi.

Mantık Dede  ile birlikte bu 39 eren her gün bir yerde toplanır Zikir Halkası oluşturarak Allah’ı zikrederlerdi. Yine böyle bir zikir gününde cümlesinin kandilleri söndü.

Bütün gayretlerine rağmen bu kimselerden hiç biri bu kandilleri yakamadılar. Bir araya gelip endişelerini ortaya koyup sebebini ve himmetini tartışmaya başladılar. Mantık Dede  bu erenlerin en aziziydi

“ Erenler bu diyara sahib-i tasarruf biri geldi. Bu diyar artık O’nun himmeti altındadır. Bizim kandillerimizin sönüşü de O’nun gelişine delalet eder”

Bu söz üzerine arkadaşları Mantık Dede ‘ye “Biz O, Eren’i görüp müşerref olalım, kendisini karşılayıp sefazanlar kılalım. Bir murakabe eyle de nerededir öğrenelim” dediler.

Mantık Dede murakabeye dalarak saatler sonra bu halden başını kaldırıp “Bu şehrin içinde bir sakız ağacının gölgesinde oturuyor” der.

Mantık Dede ‘nin dediği gibi bir sakız ağacının gölgesinde Koyun Baba’yı zikrullah ile meşgulken bulurlar.

Mantık Dede  ve Erenler, Koyun Babayı tanımak maksadıyla “ Sahi gelişiniz neredendir, mürşidiniz kimdir,  nasibiniz kimden verilmiştir.” Diye sorarlar.

Koyun Baba bu soru üzerine; “ Hüma idük dest-i yakından uçtuk, bu diyarı fenaya misafir düştük, mevlüdüm Horasan’dan , aslım İmam-ı Heştümden, mezhebin Muhammed (a.s.v.)’den, nasibim Canib-i Hakk’dan sunuldu.

Buranın himayesi de bize verildi. Siz artık başka yere gidin” deyip gelişinin sebeb-i hikmetini açıklayınca O Erenlerin, 39’u Osmancık’taki görevlerini bitirler ve hicret derler.

Bir tek Mantık Dede gitmez. Çok yaşlı olduğundan uzun ve yorucu yoclukları takati yoktu. Koyun Baba’nın huzuruna çıkıp;

“Beni bu yaşlı halimle yanı başından ayırma, Adım sanım bilsinler. Hayatında hizmetkarın olayım. vefatımda Abdalların ile yatayım” deyince Koyun Baba onun hicretine ısrar etmedi.

Mantık Dede ölene akdar Koyun Baba’nın yanından ayrılmadı, Vefat ettiğinde Abdalların yanına defnedildi. Mantık Dede’nin mezarı Osmancık’ta Koyunbaba Mahallesi’nde Koyun Baba türbesi civarında bulunuyor.

Bundan 10 yıl öncesine kadar mezarını ziyaret eden insanlar ellerine aldıkları küçük taşlara tükürerek “muradım olsun” diye mezar taşına atar, tutarsa muradı olur tutmazsa muradı olmaz inanışını sürdürürlerdi.  Bu batıl inanç günümüzde pek uygulanmamaktadır.

KÜŞDERECİ DEDE

Osmancık’ta kabri bulunan, Allah dostu olan erenlerimizden biride Küştereci Dede’dir.

Küştereci Dede hakkında pek fazla bilgiye sahip değiliz, fakat Koyun Baba köprüsünün yapımında çalışanlardan biri olduğu bilinmekte.

Kabrinin daha öncelerde Ulucami Mahallesi olduğu söylenilmekte. Günümüzde mezarı ise Koyun Baba Türbesi’nin arka tarafında Mantık Baba’nın kabri ile yan yanadır. Osmancık’ta Hıdırlık Mahallesi’nde bir sokağın ismi de Küştereci sokağıdır.

KUM BABA  

Evliya Çelebi’nin 1647 veya 1648 yıllarında ziyaret ettiği Kumbaba köyü, aynı isimle günümüzde varlığını sürdürmektedir.

Köy ismini Menevrek`lerden Hamza diye anılan ve bugün köy merkezindeki türbe içerisinde yatmakta olan bir zattan almaktadır. Rivayete göre, Hamza denilen bu zat çok saf imiş ve çocuklar gibi sürekli Kızılırmak kenarındaki kumlarda oynarmış. Aynı zamanda bu zat zaman zaman bazı kerametler gösterirmiş.

Kızılırmak`ın coşkun olduğu bir mevsimde, gelin almak maksadı ile, uzak bir yöreye giden bir grup insan Kızılırmak`ın geçit vermemesi nedeni ile, uzun bir süre köyde konaklamak zorunda kalır. Yolculuk o zamanlar atlar ile yapılırmış. Kısa bir süre sonra hayvanların yiyecekleri tükenir. Hayvanlara yiyecek bulmakta zorlanan grup, Hamza denilen bu zata başvururlar. Hamza isimli bu zat, “hayvanların torbalarına kum doldurun” der. Grubun önde gelenleri ise “Hayvan kum yer mi?” diye itiraz ederler. İçlerinde itikadı pek olanlar torbalara Kızılırmak kenarından kum doldurarak hayvanların başına takarlar. Hayvanlar tereddütsüz başlarlar torbaların içindekini kütür kütür yemeye. Bu hale şaşıranlar torbaların içine bakarlar ki, doldurulan bütün kum taneleri, arpa olmuş. O günden sonra Hamza denilen bu zat, Kum Baba olarak anılmış. O günden sonra Kum Baba`ya gidiyorum demek, Hamza denilen bu zatı ziyarete gitmek anlamında kullanılmış ve daha sonraları köye Kum Baba, türbeye de Kum Baba Sultan ismi denilegelmiş.

Kumbaba Sultan türbesinde bugün 4 yatır bulunmaktadır. Yatırlardan biri Kum Baba Sultan`ın kendisine, birisi türbeyi inşa ettiren İbrahim Güven`e, diğeri Büyük İbrahim olarak bilinen zata ve eşi Fatma Anaya aittir.

BASRET BABA HAZRETLERİ

Basret Baba Peygamber Efendimizle Medine’de tanışması 16 yaşında olur. Kendisi Medineli’dir. Peygamber Efendimizin İslamı anlatmasında yetişir. Kendisi aynı zamanda  Kur’an-ı Kerim’i ezberine alır (Hafızdır) Peygamber efendimiz Sahabelerine “bu nurlu ve kutlu yolu tüm dünyaya duyurmalıyız, anlatmalıyız ve tebliğ etmeliyiz”      dediği zaman ve görev verirken Basret Baba 18 yaşına gelmiştir.

Oda bu nurlu yolda hizmet etmek ister. Küçük  yaşta tebliğ için vatanını ailesini, her şeyini daha da önemlisi yoluna can bile vereceği çok sevdiği sevgililer sevgilisi peygamberini bırakmıştır ve dünya gözü ile bir daha hiç görememiştir; çünkü geri dönmemiştir.

Basret Baba Hazretleri  bir grup sahabe ile beraber Medine’den ayrılarak  İpek Yolu

Üzerinden Anadolu’ya gelirler. Sadece Çorum ve civarında 17 sahabe vardır. Çok iyi bilinen, Çorum içinde meftun Kerebi Gazi Hazretleri , Suheybi Rumi Hazretleri, Ubeydullah Gazi Hazretleri, Seyit Vakkas Hazretleri, Osmancık Başpınar’da  Basret Baba Hazretleri, Ormanın içinde Cüneyt Dede Hazretleri  ve tamamı 17 sahabe vardır. Ayrıca Başpınar   Kasabası’nın üzerinde bulunan ormanda Ensardan olması nedeniyle halk arasında  Asar dede olarak bilinen Ensar Dede Hazretleri yatmaktadır.

MEHMET DEDE

Mehmet Dede’de Osmancık’ta Mehmet Dede Tekkesi’n de dergahı ve türbesi bulunan zattır. Hasan Dede’nin müsahibidir.

ŞEYH HASAN HAZRETLERİ

1909 yılında Pertek’te doğan Niyazi Dalokay, Mekteb-i Mülkiye’yi bitirdikten sonra Nizamiye ardından Osmancık’ta kaymakamlık görevinde bulundu.

Günümüzde Şeyh Hasan Camii’nin yanında bulunan sokak lambasının bulunduğu yerde Şeyh Hasan Hazretlerinin kabri bulunmaktaydı.

Rivayetlere göre, o dönemlerde buradan yol geçirilmek isteniyor, çalışmaları incelemeye gelen kaymakam Niyazi Dalokay’da ayağıyla Şeyh Hasan Hazretlerinin kabrine vuruyor ve vurduktan sonra ağzı gözü eğiliyor, felç oluyor. Tıbbi tedavilere başvursa da sonuç alamıyor ve bu kabirde yatanın Allah dostu olduğunu anlıyor.

Bunun üzerine hocalara danışılıyor fakat Niyazi Dalokay’ın kabre saygısızlık yaptığını düşünen hocalar yardımcı olmuyor. Osmancık’ta yaşayan Şerif hoca ile görüşene kadar durum devam ediyor. Dalokay tövbe ediyor ve Şerif hoca kendisini okuduktan sonra sağlığına kavuşuyor.

Bu hadisenin üzerine Şeyh Hasan Hazretlerinin kabri buradan alınıyor Koyunbaba Mahallesi’nde bulunan Koyun Baba Türbesi civarındaki Mantık Dede ve Küştereci Dede’nin kabrinin yanına konuluyor.

3 ermişin mezarı da bu gün yan yana Koyun Baba Hazretlerin yakınında. Yine burada Koyunbaba Hazretlerinin talebelerinin olduğu düşünülen birden fazlada mezar bulunmakta. Bunların kimler olduğu bilinmemekte.

NAKŞİBENDİ TARİKATI ŞEYHİ SEYİT OSMAN EFENDİ

14 yüzyılda yaşamış bir Allah dostu da Nakşibendi tarikatı Şeyhi Seyit Osman Efendi’dir. Kabri Esentepe Mahallesi’nde bulunan Asri Mezarlık’ta bulunmaktadır.

Mezar taşında 21 Haziran 1306’da vefat ettiği yazmaktadır. Kısa bir süre öncede mezar taşında yazılanlar Türkçe ‘ye çevrilmiştir. Mezarının etrafında soyundan geldiği düşünülen Kolağalarına (Kıdemli Yüzbaşı) ait mezarların bulunduğu görülmekte.

Peygamber efendimizin soyundan gelenler Seyit ve Şerif diye ikiye ayrılır. HZ. Hasan efendimizin soyundan gelenlere Şerif, HZ. Hüseyin efendimizin soyundan gelenlere Seyit deniliyor.

Nakşibendi tarikatı Şeyhi Seyit Osman Efendi’nin mezar taşında şunlar yazmaktadır.

Bakıp geçme ricam budur, Ey Muhammed Ümmeti,

Ölünün, diriden bir Fatiha himmeti,

Gabrimi ziyaret eden ey Resulün Ümmeti,

Bize bir Fatiha ihsan eden, bulur cenneti.

Merhum ve mağrur ila rahmeti rabbihil gafur,

Tarikatı Nakşi Bendiyedem, Şeyh Seyit Osman ruhuna fatiha.” yazmakta.

Nur saçan mezarlık

Esentepe Mahallesi’nde Asri Mezarlıkta kabri bulunan Nakşibendi tarikatı Şeyhi Seyit Osman Efendi’nin mezarında bir ışığın yükseldiği iddia edilir.

Osmancık’ta bir sahabe kabri

İBRİKTAR CAMİİ VE TÜRBESİ

Osmancık’ta bir zamanlar bulunan İbriktar, Salihli, Mukbila, Musalla ve Toprak Mahallesi ve Koyunbaba Cami’lerinin yıkıldığı, bu camiler arasında yer alan İbriktar Caminin ise Peygamber efendimizin sahabelerinden birine ait olduğu anlatılmakta.

Anlatılanlar arasında İbriktar Türbesi’nin de günümüzde Kale dibinde Şehit Sebahattin Öremiş Caddesi üzerinde olduğu bununla ilgili de bir çalışma başlatıldığı öğrenilmekte.

İbriktar Camii ve Türbesinin Peygamber efendimizin abdest ibriğini taşıyan sahabe efendimize ait olduğu rivayet edilmekte. Rivayetler doğru ise yapılan çalışmalar sonucunda Osmancık’ta bir sahabe kabrinin olduğu doğrulanmış olacaktır.

ARAP DEDE

Hakkında temel bir bilgiye sahip olmamakla birlikte kabri Gemici Çay Mahallesi Adatepe Sokak’ta bir bahçe içerisinde yer almaktadır.

BURHAN DEDE

Burhan Dede’nin kabri Gemici Mahallesi’nde Kızılırmak sahili Sarı Mehmet’in evinin civarında olduğu bilinmekle birlikte makamının Gemicisi Mahallesi Muhtarlığı yanında olduğu görülmektedir.

Hakkında temel bilgiye sahip olmamakla birlikte bir rivayete göre Burhan Dede’nin kabrinden, el dokuması kilimler ve halılar, çalınıyor ve suç türbedarın üzerine atılıyor.

Türbedar eline sopa alıyor ve “Nasıl bir evliyasın” diye kabre vuruyor.  Bunun üzerine o gece kilim ve halıların çalan hırsızların rüyasına Burhan Dede giriyor ve hırsızlar çaldıklarını geri getiriyor.

TAŞÇI BABA

Taşçı Baba, Koyun Baba ile aynı dönemde yaşamış.  Koyun Baba Köprüsü’nün yapılışı ile ilgili bir menkıbe de Taşçı Baba etrafında oluşmuştur. Taşçı Baba, Koyun Baba Köprüsünün yapımında önemli bir görev almış. Köprünün taşlarını yaparken, taşları numaralandırmış, taşların inşaatının bittiğini gönderdiği taşların numaralarından anlamış ve işçileri “son taşı gönderiyorum, köprünün bitmiş olması lazım, bitti mi” diye sormuş.  Onlar da köprünün tamam olduğunu söylemişler.

Bunun üzerine Taşçı Baba, ellerini açmış ve ; “Bana köprüyü göstermek nasip eyleme, görürsem belki gururlanırım da sana karşı günahkar olurum, onun için ruhumu burada al Allah’ım” demiş. Ve orada vefat etmiş.

Taşçı Baba’nın mezarı, Taşkesen mevkiinde olduğu ziyaretçiler tarafından çok sayıda çapıt bağlandığı için de Çaputlu Baba dendiği de çevre halkı tarafından söylenmekte.

KEPÇELİ DEDE

Hakkında temel bir bilgiye sahip olmamakla birlikte türbesi Ulucami Mahallesinde adının verildiği Kepçeli Sokaktadır.

Kaynak: Osmancık Gazeteciler Cemiyeti 2019 Kurban Bayramı Dergisi

İnternet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları osmancik.com.tr’ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.

Dikkatinizi Çekebilir:

Cevap Bırakın