ŞEHİR YAŞAM PORTALI
Bir yol hikayesi...

KONUMLAR

OSMANCIK / İNCESU KÖYÜ

0.00
  1. GEZ - GÖR
  2. »
  3. Köyler
  4. » OSMANCIK / İNCESU KÖYÜ
Açıklama:

 

 

                Muhtar                : SADIK GÜNGÖR (Tel:0364 627 20 32-0531 744 78 53)

                Hane Sayısı         : -Nüfus               : 624

Kültür;

İncesu Köyü; bağlarıyla yaprağıyla meşhur mükemmel bir köydür.köyde cok güzel yaş tarhana olur.

Coğrafya;

Çorum iline 53 km, Osmancık ilçesine 22 km uzaklıktadır. Köy yolu asfalt kaplama olup,ulaşım köylü vatandaşların işletmeciligini yaptıgı minibüslerle yapılmaktadır.

TARİH;

''ALİ OĞLU MEHMET ÇAVUŞ'' (Çanakkale Kahramanı)

---Ve aleykümselam, gel bakalım.

Önce gelen arkadaşından daha düzgün kılıklı ve daha muntazam vaziyetli esmer,yağız bir adam bir iki dakika selam vaziyetinde kaldı. Siyah ve ince bıyıklarının uçları sivri ve dikti. Yüzünde bir şehir hiç olmazsa bir vilayet merkezi gencinin uyanıklığı vardı. İnce siyah kaşları, alnının hareketleriyle kıpırdıyordu. Bakışlarında hiç ölgün bir mana yoktu. Yüzünde gülerken de, sertlenirken de düşünen teennili(*) bir hal hissediliyordu. Ben hiç birşey sormadan:

-Ankara vilayetimiz, sancak Çorum, kazamız Osmancık. Biz Osmancık'ın İncesu Köyü'ndeniz. Rütbe de zikr olunuyor mu? dedi.

---Hayır ama çavuş mu nedir?

-Üst çavuş.

---İsmin?

-Ali oğlu Mehmet.

---Evvelce de İstanbul'da mıydın?

-Evet...Evvelce de burda, Maltepe'de.

---Fakat ben askerlikten evveli soruyorum.

-Yok, asker olmadan evvel memleketteydik.

---Okuma yazma bileceksin sen, öyleyse (Çünkü hiç olmazsa ibtidai tahsilini bitirmiş bir adam gibi muntazam konuşuyordu.)

-Yok efendim, bilmiyorum.

---Sen de Çanakkale'de bulundun, öyle değil mi?

-Seddülbahir ve Kirte'de bulunduk.

---Başından sonuna kadar mı?

-Yok efendim. Evvela tahminen yirmi yirmi beş gün kadar durduk. Orda Seddülbahir'de mecrûh(*) düştüm. Seddülbahir'in Domuz Dere'sine girdin miydi, sol cenaha yakın bir dere var. O derede Mehmet Çavuş istihkâmına çıktık.

---Neden o istihkâma Mehmet Çavuş istihkâmı demişler?

-Vallahi, bizden evvel bir Mehmet Çavuş çıkmış da o istihkâmı kazdırmış. Onun istihkâmı diyorlardı.

---Kendisi ne olmuş, o Mehmet Çavuş?

-Kendisi yaralı düştükten sonra zâbit olmuş.

---Sen onu gördün mü?

-Yok görmedim ben.

---Eee, Çanakkale'ye gidince

ne gördün? Şöyle otur, otur, ayakta durmaa nafile yere...

Teklifimi tereddüdle kabul etti. Zâbitleriyle diğer efraddan(*) fazla münasebette bulunan bir çavuş olduğu hareketlerinden, sözlerinden belli oluyordu. Evvelce görüştüğüm asker gibi çömelmedi. Orada içi boşalmış tahta sandıklar vardı. Onlardan birine, mâfevk(*) huzurunda oturur gibi yan oturdu ve dediki:

-Bizim bölüğümüzden avcı hattına bir takım çıkardılar. Bizde onun gerisinde istirahat ettik. Sonra akşam oldu. Hepimizi topladılar. Asker birbiriyle helâlleşti, zâbitân ve asker...

---O helâleşmek insanı garipsetiyor mu?

-Yok efendim. Garibsetmek bir şey değil. Zâbitan emretti. Bizde hep helâlleştik. Sonra yola çıktık. O yolun kenarına çantaları çattık.

---Neye çantaları çattınız?

-Yani ağırlık vermesin diye... Bizde yola çıktık. Seddülbahir görünecek yere çıkınca düşman elektirik tuttu. Biz oraya çıktığımızda saat üç raddelerine geldiydi. Biz yere yattık. Denizden elektiriği tutunca bütün görünüyor. Elektirik başka tarafa döner dönmez yine yürüyüşe devam ediyorduk. Sonra böyle yata kalka ''Donuz Dere''ye (Domuz) yanaştık. Yüz metre kadar kalınca yine ''yere yat'' kumandası verdiler. Sonra ''ayağa kalk'' kumandası verdiler. Üçüncü takımın birinci mangasından

neferin birisi ayağa kalkmadı.

---O neden?

-Yani şehit gitmiş. Ben onu yokladıysam da alnında kurşunla gitmiş. Daha hatta pek yaklaşmıştık ama.. zahir çılgın kurşunlardan geldi.

---Çılgın kurşun ne?

-Yani serpinti kurşun. Çünkü bazısı var, yukarı mı tutar tüfeği, ne yapar, kurşun havaya gidiyor. Önüne gelene çarpıyor.

---Ee, bu kurşunlara ''çılgın kurşun'' ismini kim takmış?

-Biz söylüyoruz efendim. Onbaşısına tüfeğini, palaskasını,cephanesini aldırdım. Bendeniz takım çavuşuydum.

Ali oğlu Mehmet Çavuş pek nezaketliydi. Hem zâbitlerden filan duya duya bellediği lugatları, ekseriya tam yerinde paralıyordu.

---Evet, sonra?

-Aynı yürüyüşümüze devam ettik. Sonra hücum ettik hepimiz. Orada hepimiz birlendik. Kuvvetimizin hepsi toplandı. Fırka kumandanı Şükrü bey emir verdi, avcı hattına yaydı. Cephesini göstererek takım takım ilerletti. Ava çıktık. İkinci bölük sağımızda, bizim üçüncü bölük de onun solunda, böylecene ilerliyorduk avcı hattında. Biraz yürüyüşe devam ettikten sonra ''Mevzi al'' seslerini işittik. Ve bizde dedik ''Mevzi al''diye.. Beş dakika kadar orada yattıktan sonra, mevzide, kumanda mûcibince yine yürüyüşe devam ettik. Oraya mevzi aldık

. Biz de atladık.

---İstihkâm boş muydu?

-Yok efendim, bizim asker vardı. Tüfeklerimiz de boştu. İrelde avcı hattı irelliyecek(ilerleyecek), hücum edecek daha doğrusu, siz de geri yanda ''takviye''(takviye ye) geleceksiniz diye silahları doldurtmadılar. O istihkâmdaki askerler tek tük ateş ediyolardı düşmana. Sonra emir geldi sağ taraftan. O asker irelliyecek dediler. Evvelki asker, o istihkâmda bulunan ilk defaki asker. Sonra bir emir daha geldi ''hücuma hepsi bir kalkacak'' diye. Evamir mûcibince hepimiz hücuma kalktık. Hücuma kalktığımızda ''Allah, Allah!'' diye bağırıyorduk. Biraz irellek varınca bomba atmaya başladı. Gayet şiddetli ateş oluyordu. Biz de düz arazinin üstüne mevzi alaraktan şiddetli ateş ediyorduk.

---Geceleyin değil mi?

-Gece evet. Gece alaturka saat altı sıraları vardı. Sonra düşman maytab atıyordu. Havaya! Denizden de zırhlıdan şarapil geliyordu. Oradan yine hücuma kalktık. İreliye varınca 8.Bölük yüzbaşısı mevzi aldırdı. Mevziden yine hücuma kaldırdı. O hücuma kalktığımızda fırkanın hepisi birlenmişti. Teker teker istihkâm yapmışlardı şöyle tek, yattığı yerden baş siperi. Önünde de tel örgüsü vardı. Tel örgüsünden geçerken düşman ölülerini gördüm.. Gayet şiddetli de maytap atıyordu. Zırhlı karaya yanaşmıştı. Dehşetli aydınlık oluyordu. Biz yere yatıyorduk. Süngülerimiz takılıydı. Sol cenahda da pek şiddetli harp oluyordu. Yine irelledik, irelledik. Elli hatve kadar gittikten sonra yine mevzi aldık. Ve bizim bulunduğumuz cephenin tam karşısında düşman tarafında bize ateş seyrek geliyordu. Düşman bomba atmayı kesti de zırhlıdan çok ateş oluyordu. o birinci kalkmada denizin kenarına kadar indik. Bir iki düşman neferleri suyun içine girmişlerdi. bizim askerleri süngülediler. Onları süngüleyerekten yere yattık. Çünkü asker aradı oralarda acaba daha başkaları varmı ki diyerekten. Bazıları suya girmişler, çökmüşler, kafaları görünüyordu. O, 8. Bölük yüzbaşısı yine yanımızda bulunuyordu. Bizim yüzbaşı kaybolmuştu. 1. Takım Kumandanı Mülazım Hayri Efendi de kaybolmuştu. Sonra 8. Bölük kumandanı emir verdi. Sabaha kalırsak, sabah yakındır. Işıyacak olursa burada barınamayız. Gerideki istihkâma girelim dedi. İkiyüz metre kadar bir istihkâm vardı geri tarafımızda. O istihkâma girdik. Sonra ışıdı gün, bir adam boyu yukarı kalktı.

Yine bize karşı ateş açtılar. Bizde onlara ateş ediyorduk. Bir hafta o istihkâmda eğlendik. Düşman da aynı zamanda karşı tarafımızda denizden asker

çıkarıyordu. Zırhlılar da bizim durduğumuz istihkâma pek şiddetli ateş ediyorlardı. Bizden bir tarafımız düşmana karşı ateş ediyordu, bir tarafımız da bir yerden siperin yıkılan yerlerini kürekle dışarı atıyordu, siper yapıyordu. Sonra başka alay geldi. Biz pek azaldıktı. Çok mecrûhumuz, şehidimiz düştü. O alay gelince ben neferin birisini geriye gönderdim ve ''bizim bölükten, taburdan az kaldı. Yoksa geriye bir yere toplandılar mı? Eğer toplandılarsa, geriden bana işaret ver'' dedim. Ve kendimde gözlüyordum. Nefer gitti. Bize o ''Donuz Deresi'nden'' geliniz diye mendil salladı. Yanımızda kendi bölüğümüzden üç nefer kalmıştı. O neferlere ben söyledim ki ''Ben sıçrayım, elli adım mesafeyle hepiniz sıçrayın.'' Donuz Dere'sine birleştik, Donuz deresi'nin sağ tarafında taburun ictima mahallini bulduk.

Bölüklerimizin siperlere nasıl atladıklarını, nasıl derece derece hücum dalgaları teşkîl ettiklerini ve yollarını kesen tel örgülere, gözlerini kamaştıran müthiş projektörlere, göğüslerini delen, beyinlerini, kulaklarını patlatan fasılasız şarapnel ateşlerine rağmen nasıl atıldıklarını ve bu cehennem içinde haftalarca birbirlerini göremeyerek kavrulup eridiklerini, hasılı bugünkü muhârebe tarzını Mehmet Çavuş kendi lisânı ve kendi zihniyetiyle ne güzel tasavvur ediyordu. Fakat sözünü biraz kısa kesmesini söyledim. Çünkü zekası vak'aları sırasıyla saymaksızın onlardan bir hülasa çıkaracak derecede işlememişti. Ve uzun söylüyordu.

-Yok, dedi, o defa hücum ettik de ben o vakit mecrûh düştüm.

---Peki, haydi anlat.

-Düşman ilerden gelmiş. Biz de yakın olduğumuz için emir verdiler. Yine hücum ettik. Gündüz öğlenleyindi. Güneş vardı. Hava gayet sıcaktı. Yüzbaşımız mecrûh gitmişti. Hayri Efendi de şehit düşmüştü. O bölüğün idaresi bize kalmıştı, yani bana kalmıştı. Emir üstüne yine Donuz Deresi'ne indik. Ordan hücum ettik. Hücum edince düşmanla hepimiz birbirimize karıştık. Karışınca benim karşıma bir Fransız zâbiti geldi. Ve efrad da birbirini süngülüyordu.

---O zâbitin Fransız olduğunu nereden anladın?

-Sonra markasını aldım, gösterdim. Fransız çıktı. Ben de ordan anladım.

---Demek ki öldürdün onu!

-Ben istiyordum ki onu düşürtmeyi!

---O ne yaptı?

-Daha süngüyü saplamaya tahammül edemedim. Tüfeğimin ucunda süngüm takılı olduğu halde tüfeğimi attım.Yani kurşunla vurdum. çünkü tüfeğim doluydu.

---O nasıl hücum ediyordu?

-O zâbit de tam benden yana koşaraktan geliyordu. Velakin pek de yanaşmak istemiyordu. Kendi efradından geri kalanlarına kaçmayın gibilerde kılıç vuruyordu. Sonra bizim mermi isabet edince kılıcı elinden düştü. Belinde loververi(*) varmış. Benim tüfeğin ucundan da ben tüfeği atınca süngüsü fırladıydı. Sonra ben üstüne varken kendisi loververi bana attı. Loververi atınca beni sol kolumdan furdu. Ama pek zarar vermedi. Yani loververinin pek darbı yokmuş. Onların kendi askerleri de bir iki geriye kaçtı, bir ikilerini de geberttiler. Bizim askerlerden düştü kaç tane şehid. Loverini aldıktan sonra kurşunların yedisini de leşine boşalttım.

---Neden?

-O beni furdu diye bir hiddetime gittiydi. Hatta mermisi de cebimdedir. Bu mermi. O Mehmet Çavuş istihkâmını bizden onlar almışlardı. Biz o hücumda yine geri aldık. Ben de sıçradım. İstihkâm yakındı. Düşman da geri taraftan pek çok kuvvetle yine hücuma kalkmıştı. İki tane de Alman vardı, yanımızda, makineli tüfeğin başında. Onlar da oraya yetiştiler. Birisi makineli tüfeği öbürüsünün omuzuna komuş da ordan ateş edip duruyordu. Ben gün kararıncaya dek o istihkâmda kaldım. Sonra çıktım.

---Yaralanınca insan ne hissediyor?

-Su canı istiyor. Çok canı sıkılıyor. O sırada düşmanın birisi eline geçse, yiyecek gibi galiba! Öyle bir hırs duyuyor.

---Hiç acı duymuyor mu?

-İlk defa duymuyor. İlk defa acıyorsa da pek o kadar değil. Sonra sonra duyuyor. O taraf uyuşuk oluyor. Sonradan kolumu kıpırdatamaz oldum. Kolum hiç kalkmıyordu.

---Hücumda insanın içine telaş filan gelmiyor mu?

-Yok, pek değil. Gelirsede geçiyor. Çünkü ümit kesildiği için. Yanındaki arkadaş tutkun olursa ve aletin iyi olursa harp etmesi, yemek yemesi kadar da kolay. Arkadaş kötü olursa yanındakine de tesir ediyor.

Heyecânda olan rûhların bilhassa kalabalık ve telaş anlarında ne kadar kolaylıkla telkin altında kalacağını Mehmet Çavuş iyi izah ediyordu. Kahredici bozgunların ve misilsiz fedâkârlıkların sebebi askerin söylediği şu cümlelerde saklıydı. Sordum:

---Fena arkadaş, nasıl arkadaşa diyorsunuz?

-Çünkü korkak oluyor bazısı, istediğin noktayı tutamıyor. Bir şaşkınlık geliyor. Mesela o Almanlar kurşun ederken bize gayetle hafiflik geldiydi. Hani serbest serbest atıyorduk. Makineli tüfek de üstüne düştü. O vakit yanındaki arkadaş tüfeği istihkâma koydu velakin gayri ateş edemedi. O vakit bizlerede bir ağırlık geldi. Neferlere dedim ki: Kurşunu boşa sıkman ha! İyice bir düşmana bakın. İsabetli sıkın.

İşte o gün Mehmet Çavuş'da yaralı düşmüş. Tekfur Dağı(Tekirdağ) hastanesinde seksen sekiz gün yatmış. Sonra geri dönmüş. O sefer de Kirte'ye gitmiş; orada üç yerinden yaralanmış. Birisi bomba parçasıyla. Kafasında ki parça hala duruyor, iki tanesi de sağ ayağında.

---Eee, evvelce hiç İstanbul'a gelmedim dedindi..

-Evvelce hiç İstanbul'a gelmedim.

---Öyleyse İstanbul nasıl bir şehir? Sen nasıl buldun?

-Mükemmel şehir...

---Memlekette ne iş yapardın?

-Babam rençberdi. İşçiler çalıştırdık. Bende onlara bakardım, beyefendi. Tedavi olup da çıktıktan sonra Kavaklı Dere'ye gittim. Orada bir hafta istirahat ettik. Alayı yeniden harbe istediler. Gelişken sancaktar vuruldu da sancak direği te şu omuzuma düştü. Müsade et, bir orayı anlatıvereyim, asıl onu söylemek isterim.

---Peki, anlat.

-Gelişken(Gelirken) önümüzdeki bölüğün irtibatını kaybettik. Sonra yolu yanıldık. yukarı büyük yola çıktık. Büyük yolda koşup gelişken kurşunlar geliyordu. Bende efradı manga kolunda koşturuyordum.

---Niçin?

-Kurşun gelmesin diye? Sancaktar da benim geri tarafımdan geliyordu. Gelişkene şiddetli birisi vurar gibi, sopa gibi bir şey değdi. ''Kimdir o'' diye geriye doğru baktım. Sancaktar vurulmuş. Sapı yere kakılınca sancak tepeden aşmış, omuzuma çarpmış. Sonra püskülü suratıma sürülünce ben o zaman anladım ki sancaktar düştü. Sancağı kaptım. Elime alıp yine bölüğün önünde koşuyordum. Sancaktar da ''Anam, ah anam'' diye pek şiddetli bağırıyordu. Soğanlı Dere'ye indik. Şakir Çavuş'a teslim ettim sancağı.

---Sancaktar ne oldu?

-O da sizler baki, şehid oldu. Yiğit bir çocuktu. Allah rahmet eylesin.

--------------------------------------------------------------------------


1.İlerisini düşünerek acelesiz iş görme, ağır davranma(teennili)

2.Yaralı(mecrûh)

3.Askerleriyle(efrattan)

4.Üst makama, Allah'ın huzuruna gibi...(mâfevk)

5.Tabanca markası(loververi)

--------------------------------------------------------------

Culture;

İncesu Village, famous for excellent ties with the leaf age tarhana köydür.köyde is very beautiful.

 

Geography;

Çorum to the 53 km, 22 km away to the township Osmancık. Village road asphalt coating, and transport minibuses are YAPTIGI işletmeciligini peasant citizens.

DATE;

MEHMET ALİ ÇAVUŞ''SON''(Çanakkale Hero)

--- And aleykümselam, come on.

Preceded by friends smoother and more uniform down the situation with dark, swarthy man in a minute or two remained condition salute. Black-and-thin mustache and gazed and pointed. On the face of a city at least one county had a central gene wakefulness. Thin black eyebrows, were still taken with the movement. Never had a mature sense of sight. While on the face of the roses, while the sertlen thinking teenni with (*) were feeling a case. I ask nothing from:

Ankara province, our starboard Corum, our Osmancık accident. We İncesu Village of Osmancık. Does the rank of the zikr? said.

--- No, but what are you sergeant?

-Upper sergeant.

--- Your name?

Mehmet-Ali's son.

--- Were you previously in Istanbul?

-Yes ... as previously here, in Maltepe.

--- But I'm asking from the military before.

-No, the soldiers were in the country as before.

--- Read and write you will know, so (because at least some neat spoke like a man finished ibtidai charged.)

-No sir, I do not know.

--- You have in Çanakkale, is not it?

-Helles, and we found Kirte'de.

--- From the beginning to the end of it?

-No, sir. First of twenty-five days until approximately twenty stopped. There Seddülbahir'de mecrûh (*) I fell. Pigs did Dere'sine Seddülbahir'in was there a stream near the left flank. He got up to the creek Mehmet Sergeant engineers.

--- Why the engineers also had to Mehmet Sergeant engineers?

-Allah, a Mehmet Sergeant out before us that engineers also developed a goose. He also had the engineers.

--- What was he, that Mehmet Sergeant?

-He was wounded officers after the fall.

--- Did you see him?

-No, I did not see.

--- Well, what did you see when you go to Gallipoli? Like sitting, sitting, standing over durmaa vain ...

Hesitatingly agreed to my proposal. Zâbitleriyle other efraddan (*) than in relation to the movement of a sergeant, it was obvious from. As the soldiers crouched previously did not comment. There were empty wooden crates in there. One of them, mâfevk (*) as well as sitting in the presence of sat and said:

-We took out a number of troops to the line of our hunters. We have it behind the rest. After the evening was. All of us gathered. Helâlleşti soldiers with each other, police and soldiers ...

--- He Does helâleşmek strange people?

-No, sir. Garibsetmek nothing. Ordered police. We always helâlleştik. Then we hit the road. We have bags to the roof edge that way.

--- What did you jump bags?

So I get to-weight ... We have set out. Will be shown where the enemy comes out Helles electric held. We go there when we come to boil three o'clock. We were down on the ground. When all seems to be electricity from the sea. Electricity continues to walk again returned to the other side

were. Then,''Do you like to try to lay Dere''ye (pig) were approached. Hundred meters thick on the ground''still''gave control. Then gave control''stand up''. The third team from the first manga

someone did not stand up soldier.

--- O why?

-So went martyr. I received it in the poll, if the bullet went. We had very close, but even more .. mad zahir lead came from.

--- Crazy lead what?

-So spray bullet. Because some have rifles keeps you up, what makes the lead going into the air. Has hit the front.

--- Well, this lead to the name of''crazy''who lead wearing?

-We are saying, sir. Corporal in the rifle, bandolier, the ammunition that was ignored. Bendeniz was the team sergeant.

Sergeant Mehmet Ali's son was very nezaketli. To be the belle of the officers heard lugatları and blah blah, was mostly full over the tear.

--- Yes, then what?

-The same continued our walk. Then we attack all of us. We were all there one. Met all of our forces. Sukru Bey ordered division commander, was either to the line of hunters. The team have taken the team by showing fronts. We went hunting. Second in our division right, we left him in the third division, in the line of hunters were böylecene progress. Continue to walk a bit after''received''positions have their voices heard. And we've also al''diye''position .. After five minutes lying there, in position, we continued to walk again mûcibince control. Took positions there. We've jump.

--- Engineers was empty?

-No, sir, we were soldiers. Our rifles were empty. İrelde hunter irelliyecek line (to advance), will attack more precisely, back to you on side''reinforced''(supplement to) he'll come out weapons. That the military fortifications sporadic enemy fire ediyolardı. Then the order came from the right side. He said soldiers irelliyecek. Prior military, it is the first bulwark in defaki soldier. Then came''to an order to attack all the same he will be lifted''. 've Got to attack us Evamir mûcibince. When we try to attack''Allah, Allah!''Were shouting. When the bombs began to take a little there irellek. As the fire was very severe. We take positions on top of flat land were fired severe.

--- At night, right?

-Night yes. There were six hours during the night alaturka. After the enemy was at maytab. Air! Battleships from the sea also came from şarapil. From there, we've got to attack again. There was ignored when 8.Bölüm captain İreliye positions. Has removed from positions to attack again. When we try to attack the division he was a Hepiş. One by one, engineers said they had done one, starts from the pit where the yacht. Had a fence in front. It passes through the fence I saw dead enemies .. Was very severe at the squib. Armored had approached to land. Dire was brighter. Where we slept. Our thrust was inserted. As the war was very severe cenahda left. However irelledik, irelledik. After going to pitch again took fifty positions. And we've found by the enemy opposite us in front of the fire was coming rare. Stopped throwing bombs at enemy battleships fired more than a pain. down to the edge of the sea in his first up we have. Into one or two enemy soldier had entered the water. our soldiers were bayoneted. We have them down on the ground bayonets. Because the soldiers sought to wonder if others out there that also varmı. Some of them had entered the water, they collapse, heads looked. O, 8 Captain still had troops in our side. Our captain was lost. 1. Team Commander Hayri Efendi Mülazım also were missing. After 8 Division commander gave orders. If we stay the morning, morning is near. Radiation that if we can not shelter here. Let's take back the engineers said. There was two hundred yards back by a fortification us. He entered engineers. Said days after radiation, a man stood up, boy. Again opened fire against us. We were to shoot them. In a week that engineers had fun. At the same time against the enemy by soldiers from the sea was. We also stopped us in armored engineers were very severe fire. Our enemies against one side of us were fired, one side of the trench from where we were destroyed in their place was out with a shovel, the trench was doing. Then came another regiment. We much reduced. Very mecrûhumuz, our martyrs fell. As one of the guards' regiments that I sent back and''from our company, battalion, was less. Or back to a place you met? If collected, make a sign behind me,''I said. And I was in my eye. Nefer gone. O''''Do you come here from us Dere he shook his handkerchief. We had three guards' side in our own division. He told me that''I sıçrayım to soldier, with fifty steps away from all of you to jump.''Do we have combined your Dere'sine, Do you on the right side of the creek to the scene found the battalion assembly.

Our troops in the trenches how they jump, how gradual assault waves formed their paths and cut the fence to the eyes dazzle the projector cool to the chest, also the brain and ears of the explosion which ceaseless fire shrapnel in spite of how they are laid, and in hell for several weeks each other could not see the scorch and melt them, resulting today's combat style What's good with his mentality and its Lisaniler Sergeant Mehmet was conceived. But saying that I cut a little short. Because an extract intelligence from them will take vak'aları respectively, without counting process as never. Long said.

-No, he said, that once we attack it at the time I fell mecrûh.

--- Well, come on, tell me.

Came ahead of the enemy. We gave orders for the close. However, we attack. Öğlenleyindi Day. There was the sun. Weather was very hot. Our captain had gone mecrûh. Hayri Efendi had also fallen. He had us the administration of company, so I stayed. Do we still have on the Creek in the Emirate. From there, we attack. With the enemy when you attack all of us have confused each other. When I mix a French officer came to my face. Efrad each other and also were bayoneted.

--- That is where the French officers you know?

-Then I got the brand, I've shown. French output. I also knew from there.

--- So you killed him!

-I wanted that reduced him!

--- He did what?

-I could not tolerate to stick a bayonet. My tip is inserted in my rifle bayonet rifle though my attım.Yani shot lead. because I was full of guns.

--- That was how the attack?

Since the full me-O officers came running. Many also did not want to berth Velakin. Do the rest escaped to own, such as Efrat was shot in the sword. Then when we hit the sword in hand fell out of bullets. Licensed in loververi (*) had. From the tip of my gun at the gun when I throw of bayonets. Then I got on me when he threw loververi. Me when my left arm Loververi at furdu. But it did not hurt much. I mean no assault had little loververinin. They also own one or two soldiers ran back, kill one or two as well shut. Our soldiers fell şehid few. After taking the lead in seven of Loverini carcasses did pour.

--- Why?

-He called me a furdu go my fury. In fact, the mobile Ringtones shell. These bullets. They had taken from us that the engineers Mehmet Sgt. We got it back on the offensive again. So I did splash. Engineers were close. Most strongly from the back by the enemy to attack had lifted again. There were two of the Germans, with us, at the beginning of a machine gun. They were also trained there. One machine gun fire from there whether or öbürüsünün stood shoulder Kömüs. Days until I decided that I was in engineering. Then I got up.

--- What people feel hurt?

-Water is to feel like. Of life is very bored. At that time, one into the hands of the enemy, you seem like food! Then you hear an ambition.

--- Do not you ever in pain?

-For the first time does not hear. If so not too much pain for the first time. Then after you hear. He is lethargic side. I am not able to move my arm afterwards. My arm did not get up.

People come into the attack --- blah blah Do not you hurry?

-No, not really. Gelirsede goes. Because it was hoped to cut. And his friends and lovers if the tool is good if not war, so easy to eat. Friends will be bad if the side effect is also.

The current turmoil in Heyecânda crowded and how easily rûhların particular suggestion will remain under the Sergeant Mehmet was a good explanation. Overwhelming military defeat and the missiles without reason fedâkârlıkların said was hidden in that sentence. Asked:

--- Not bad mate, how do you say friend?

-Is because some coward, you're not holding the point. A surprise is coming. For example, when he lead the Germans came to us lightness gayetle. We were free at Hani free. On top of machine guns fell. Next time the engineers put that gun was velakin friends could no longer shoot. That time came bizlerede weight. I said to the soldier: Lead of the squeezing wasted ha! Well see an enemy. Tighten accurate.

That day has fallen Mehmet Çavuş'da wounded. Tekfur Mountain (Tekirdağ) eighty-eight days lying in the hospital. Then returned. He also Kirte'ye time went, there were three over the wound. Someone with shrapnel. In part that still stands head and two in the right foot also.

--- Well, I did not come to Istanbul from previously never ..

Previously I did not come to Istanbul-no.

--- So how Istanbul is a city? How did you find?

Excellent city-...

Hometown --- What would you do business?

-Father rençberdi. We have workers. I would look at them, sir. After treatment and Kavakli Dere went to the exit. We rested there for a week. Ala re belligerent wanted. Development was shot while the standard-bearer of the flag poles on te fell to my shoulders. Be allowed a tell there, actually I would like to tell him.

--- Well, tell me.

-Improved when (Revenue when) we lost contact of the next division. Then we have the path wrong. We went up big road. Great way to improve the run and when the bullets were coming. I was running I arm Efrat manga.

--- Why?

Do not get-I Lead? I came back by my standard-bearer also. Gelişkene one vurar severe as stick something like this was worth. Who is it backwards,''''I've looked at. Standard-bearer was shot. Stem from the top down starboard kak exceeded, my shoulder was hit. Then knot my face, I then knew that the standard-bearer period fell. I got to starboard. I pick it up and ran again in front of company. The standard-bearer''Anam, ah anam''he was yelling very severe. Have to Dere in bulbous. Was delivered to the starboard Sakir Sgt.

--- Sancaktar what happened?

He see-you, was şehid. Hero was a child. God bless.

-------------------------------------------------- -------------------------

Thinking leisurely 1.İlerisini transaction, heavy treatment (with teenni)

2.Yaralı (mecrûh)

3.Askerleriyle (from Efrat)

4.Üst to authorities, as to the presence of God ... (mâfevk)

5.Tabanca brand (loververi)

A Fistful of Blood''A Fistful of Soil ÇANAKKALE''(Yaşar accents) We Contact Publications, Ankara in March 2007 pages 544-553

''Bir Avuç Kan Bir Avuç Toprak ÇANAKKALE'' (Yaşar Aksan) Biz Bize Yayınları, Ankara Mart 2007 sayfa 544-553

 

Kategoriler:   

Cevap Bırakın

İlan sahibine ileti gönder