ŞEHİR YAŞAM PORTALI
Bir yol hikayesi...

Osmancık ağzı ve deyimleri

Geçmişten günümüze Osmancık ağzı, deyimleri ve yaşayan örnekleri

Abıca: amca

Acuk: yabani elma

Ağuz:doğurup süte gelen hayvanın ilk günlerindeki koyu kıvamlı sütü.

Akpakla: kuru fasulye

Alagün: güneşli bir gün, bulutsuz hava

Alağun: alabildiğine bağırarak ağlamak

Alağuncu: alağunlu ağlamayı adet haline getirmiş olan

Annaç: karşılık

Anteri: entari

Apalama: çocuğun emekleme hali

Ardılmak: yük olacak biçimde yerleşmek

Aşene: mutfak

Atlampa: dört nala koşmak

Atlankaya: çocukların bir tür oyunu.

Ayakcak: yürüteç

Aydaş: alabildiğine zayıflamış bebek

Aze: organ

Deyim:

Ağzı kokulu yaren: kişinin sürekli yakınında olan sevgilisi

Arasına darı tanesi sığmamak: sözleri normal aralıklarla özen göstermeden peş peşe ulamak

Atlampaya kalkmak: önünü ardını gözetmeksizin dörtnala koşmak

Ayağı karıncalı: adı çıkmış hafif kadın

Balak: kedi, köpek ve manda yavrusu

Banma: en büyük bakır kazan

Bayaktan: az önce

Bedel: merdiven basamağı

Bedürük: eğrilmek için temizlenerek rulo yapılmış yün,

Bağırdak: beşikte yatan çocuğun düşmemesi için bağlanan örtü

Belemek: bebeğin uyuması için yapılan işlerin tümü

Berçi: mavi göz

Bertilmek : adele zedelenmesi

Bıldır : bir yıl öncesi

Bidilik : çok küçük ceviz

Bizeğel : kısa bir süre sonra

Börtmek : haşlanmak, tam pişmemem durumu

Büküzümü: böğürtlen

Büşürgeç: pişirgeç, yufka pişirmede kullanılan alet

Büzük: 1. Kenarı köşesi çekilmiş 2. Kıç, g.t

Bi dıkım: bir lokma

Bi sokum: yutulacak en küçük parça

Bi tüğümcük: parçanın en küçüğü

Bizeğel: az sonra

Bi zorlu bi zorlu : çok güzel

Cancak :  yemek yerken imrendirme eylemi

Capcuk : söz ve eylemlerinde tutarsız olan

Caşdak : oturaksız, üstüne düşmeyen işlere kalkışan

Caydak: içi boşalmış eşya

Cılk: içi kokuşmuş

Cımbak: gövdesi çıplak

Cımb : bir salkım üzümdeki küçük dalcık

Cınbüzük : olmadık şeylerden etkilenip, ağlayıp sızlayan

Cırtcılı : en sonuncu

Cibik : köşe

Cocili : neşe yaratan , dili tatlı çocuk

Comba : burulmamış genç manda

Deyim:

Cannalası : canı çıkası

Cıldır cıldır : dupduru, suyu pek çok (yemek için kullanılır)

Cıbıbık dedirtmek : bıktırıp usandırmak

Cörredene akmak : bol suyun kısa sürede birdenbire boşanması

 

Çalmaç : fasulye, domates gibi sebzelerin ağması içn dikilen dal parçası

Çapar : güneşe bakamayacak denli sarışın, kaşı, kirpiği beyaza yakın renkte

Çapıla : terlik gibi arkası basık, hafif yaz ayakkabısı

Çaynik : çaydanlık

Çekme : topraktan yapılmış derince kap

Çemkirme : yüze gelme, birisi ile konuşurken kural tanımama, karşısındakinin sözünü kese kese ve azarlar gibi yanıt verme

Çeten : saman taşımak için kalınca dallardan yüksekçe örülerek kağnı üstüne yerleştirilen araç

Çiğit : çekirdek

Çildağım : darmadağın yerlere saçılmak

Çimke : hayvanların topuklarının biraz üstünde ayak kısmına değin olan kısım, hayvanın paça pişirmede kullanılan bölümlerinden

Çimmek : yıkanmak

Çintermek : yoğun bir dikkatle bakmak

Çirkef : çamurla karışık pis su

Çişdik : tam gelişmemiş çocuk veya insan

Çıbartma : ince bir çubukla vurulması sonucu vücutta duyulan sızı

Çoğlu : genellikle pekmez yaparken, kazandan şıranın alınmasında kullanılan, büyük ve derince saplı bakır kap

Çon : vücudun basen kısmı

Çot : bacak arası

Çöğdürçüş : tahterevalli

Çöğdürmek : erkeklerin işerlerken sidiklerini uzağa boşaltmaları

Çömçe : pekmez kaynatırken, hem pekmezi karıştırmada, hem de yüzüne gelen kef denilen köpüğün alınmasında kullanılan uzunca saplı, azıcık çukurca bakırdan yapılmış araç

Çördük : yabani armut

Çöşdürüm : kural dışı davranışlar

Deyim:

Çipil çipil : bir maddenin bulaşması ile yapışkan durum alması

Çipil gözlü : çapaklı, sulu gözlü

Çiğitli sıçma : işe yarar kurallara uygun iş yapma

Çöşdürüm oynamak : bir ev veya iş yerinde, kural tanımadan büyük, küçük bilmeden kendi bildiğince eylemler yapılması

Dalap : büyükbaş hayvanın çiftleşmeye hazır duruma gelmesi

Dallampa : değneğin meyve düşürme amacıyla havaya fırlatılması

Daşık : kendi varlığını ve benliğini abartan kimse

Densük : kendini kural dışı gibi gösteren kimse

Dorukmak : çağrısız konuk olarak yerleşmek

Deyim:

Dandininde oynamak : kendi bilgi ve düşüncesini bir yana iterek başkasının güdümünde olmak

Dandininde oynatmak : bir kimsenin başkalarını dildiği gibi kullanması

Dey daha : işte orada

Dey dey daha hollukta : aradığının nerede olduğunu biliyorum ama, bunu sen bulamazsın

Eci : kız kardeş

Eğrek : toplantı yeri

Elevay : beceriksiz, elinden iş gelmeyen

Ellem : her halde

Emen : 1. Oyun oynarken odak yeri kabul edilmiş yer 2. Sebze için ekim ve dikime hazırlanmış yer

Enek : bilye

Ersün : teknedeki hamuru kesmeye ve ele bulaşan hamurdan eli temizlemeye yarayanü saplı ve yassı demirden alet

Deyim

Eğrek yeri: sabahları, büyükbaş hayvanların sığırtmacın emrinde toplandığı yer

Eğsik etek : çaresiz kadın

Eli bek : çok tutumlu, cömert olmayan

Elim ayağım karaçalı : tüm organlarım oynadığımız oyunun içinde

Elim hamur karnım aç : gereksinimleri karşılayan kişi olmasına karşın, bu ürün veya hizmetten yoksun kalmak

Eski b.ka su serpmek : unutulmuş kötülükleri su yüzüne çıkartmak

Eşeğim kiraya : bir tür oyun

Eşeğimin kulakları civredi : bu insanın canı çok yandı, yerinde duramaz artık

Fatmacık : gül hatmi çiçeği

Felenga: tepesi üstü

Feşel: yaramaz

Filke : musluk

Fışkı: kokuşmuş nesne

Firik: büyüme aşamasını tamamlamamış piliç

Forşumak: iyice gevşemek

Deyim:

Felenga aşmak : tepesi üstü gitmek

Fişir fişir yanma : çok kaşındırıcı biçimde olağanüstü yanma

Gadder : derecesi yüksek

Gadimi: sürekli

Gak: olgun meyvelerden kesilerek hazırlanan hoşaflık

Gakırdak: koyun kuyruğunun kavrulmuşu

Garangut : kararmaya yüz tutmuş

Garçin : bir çeşit kundura

Gartal : yumurtalıkları çıkarılmış erkek manda

Gasbeten : özellikle

Gaşmer : insanlar arasında gülünç duruma düşen

Gatık : yağı alınmış yoğurt

Gerük : kenarları gerilerek büzülmüş

Gıncırdak : bir oyun aleti: yere çakılan kalınca bir kazığın tepesin, ortasından oyularak geçirilen 5-6m’lik bir sırıktan oluşur. Sırığın iki yanına bire veya ikişer kişi karınları üstüne yatarak, arada ayaklarıyla yerden güç alarak kazığın çevresinde dönerler. Sıtmadan dolayı dalakları büyüyenler onu küçültmek için, ötekiler de oyun olsun diye gıncırdağa binerler.

Gıynak : iç cevizin bölümlerinden biri

Girellik : kiler

Gongak : kırılan, içi çıkartılan cevizin parçalanmamış durumu

Göğsemek : çifleşmeye hazır duruma yaklaşmak (büyükbaş hayvanlar için)

Gölbez : kedi ve köpeğin yavrusu

Gökpakla : taze fasulye

Göynümek : içi geçmeye yüz tutmak

Gubur : foseptik çukuru

Gudde : 1. Salgı bezi 2. İçinden pazarlıklı

Günü : kıskançlık

Günücü : kıskanç

Günülemek : kıskanmak

Deyim:

Gag kadar : bir parçacık

Garıncanın kavmi var : herkesin kendisine göre bir kayıranı ve yandaşları olabilir.

Garınca demiş ki ”yarım oka yağım eridi” : her insanın kendine göre bir ölçü anlayışı vardır.

Gızıl çanaklı : her şeyi herkesten kızınan

Gönlümün gök paklası : olmayacak şeyleri usundan geçiren

Görmelere irmeyesi : dilerim, ölürsün de göremezsin

G.tü düşük : her gördüğünü, her aklına geleni isteyen

Guraf guraf : sürekli ve toplu olarak gelme veya gitme olayı

Günücü kel tavuk : kıskançlıktan ölmek aşamasına gelmek

Halleşe : düğünlerde hep bir ağızdan ilahi söyleme

Hapaz : avuç

Harpuçlamak : bir şeyleri avuçlayıp avuçlayıp bırakmak

Hedik : aşure

Herbi : oyunda, gelecek bir eylemden doğacak sonucun birkezlik geçersiz sayılacağını bildirmek

Hımbıl : kendisini bırakma hali, uyuşuk davranan

Hımılık : burnundan ve genizinden konuşan

Hıngıldama : ağlar gibi yapma

Hınıs : eli sıkı

Hırlı : yararlı, doğru, dürüst, iyi

Hirk : ekime hazırlanmış sürülmüş toprak

Hiykirmek : soğuk suya girme veya üstüne su sıkılma durumlarında içini çekerek bir ses çıkarmak

Holazan : boş söz, değersiz söz

Hoşurdak : ağzını şapırdatma

Hozan : uzun yıllar ekilmemiş toprak

Höreleme : üstüne çullanma

Hörelembeç : cırcıvık, akıcı, elde avuçta durmayan

Höykürme : içini çekme

Hözmek : mısırın tanesiz koçanı

Huysukmak : alışkanlık haline getirmek

Hüdü : topaç

Hüşgü : gübür

Hüşümlenmek : yalnızken, olaylarda korkuya kapılmak

Deyim:

Hanım söylerse mubah gelin söylerse kabahat: kendisine yakışanı başkalarına uygun görmemek

Has un : fabrika unu

Hındır keten : güçlükle, ucu ucuna yetişecek denli işlerin yürümesi

Holazan okuma : inandırıcı olmayan boş sözler söyleme

Hörül hörül akma : börek ve benzeri yiyeceklerin çok yağlanması sonucu yağların ele, kola akması (övünmek ve övmek için söylenir)

Höyküre höyküre ağlama : içini çeke çeke sesli olarak ağlama

Hüdü oynamak : topaçla oynamak

Lıncak : salıncak

Imsık : insanlar arasındaki sözlere, sohbetlere katılmadan, sessizce oturan kimse, içine kapanık

Irıplı : gerçek dışı, çok abartılı

Irıltım : işe yaramayan, önemsiz eşyalar

Irussuz : huysuz, sorunlu kimse

Işıdı : kendini çok önemseyen, kendini olağanüstü gören

Deyim:

Imbıl ımbıl : şişmanlıktan ötürü etlerin sallanması

Ingıl yokuş : gücü kuvveti yetmeyerekten

Ikıl çokul : kendini zorlayarak iş yapmak

İ:

İbibik : hüt hüt kuşu

İcot : icat edilmiş

İdare : gaz lambasının küçüğü

İdiklemek : süt veren hayvanların sağılmasından önce, sütünü memelerine indirmesi için, memelerin okşanması

İl : yabancı

İlistir : süzgeç

İmroh : sulama suyunun bekçisi

İti : tatlı

İttiba : uyum, öncelikle

Deyim:

İbibiğin küçük karısı, yarım elmanın yarısı: kız çocuğun büyüklere özenerek onlar gibi giyinip yetişkinliğini kanıtlama sevdası

İl önüne garşu : başkalarının yanında yapılan ayıplanacak eylemde bulunma

İliğim üzüldü : acıyı en derin yerimde duydum

İliğimi üzme : beni derinden yaralama

İki çifte bir osurmuk : eşekcesine iş yapıp çekilip gitmek

İmil imil akıyor : olgunlaşan meyvelerin yerlere dökülecek gibi olması

Kanruk : balgam

Kemüre : gübre

Kendürük : un elerken, hamur yoğururken, unun yerlere geçmemesi için, teknenin ve ekmek yapılan yaslağacın altına serilen, terbiye edilmiş, tabaklanmış sığır derisinden yapılmış yaygı

Keperük : suyu çekilmiş meyve

Kepüç : küçük ve yukarı kalkık burun

Kerç : nisbet yapma

Kevrankökü : yerelması

Kevük : pekmez sucuğu yapılırken kullanılan ağaçtan yapılmış çatal

Kezek : sürülmüş tarlada tümüyle ezilmemiş toprak parçası

Kiren : kızılcık

Kirimek : inatlaşmak

Kitibiyoz : kıyımsız, eli sıkı

Küfük : cevizin çürüğü

Kümsümek : pas gibi kokma, kokuşmadan önceki durum

Küre : pekmez yapılan yer

Kürelemek : toptan kötülemek

Küştek : her işe burnunu sokan, her zaman öncülük yapma çabasında olan

Küylek : kova

Deyim:

Kavga kaşağısı : kavga çıkartmak için olağanca yeteneklerini öne çıkaran ve kavganın sürüp gitmesini sağlayan

Kavgaya tırmık çekmek : ortam uygun olmamasına karşın kavga nedenlerini izleyen

Kemüre kezeği : 1. Hayvan pisliğinin kurusu 2. Sözü değersiz ve geçerli olmayan

Kerç etmek : birisini kızdırmak için kasten onun söylediklerinin aksini savunmak

Keser enseli : sürekli inatçılık yapan

Kırık yaylı : yürüme özürlü, topal

Kolları bedürük gibi : eğrilmeye hazır, rulo yapılmış yün gibi düzgün ve bembeyaz kollar

Kulak tozu : kulağın tözü, kulağın arkası

Kuru yere kurt düşürmek : hiç olmadık yere olay yaratmak

Kümsü kümsü kokmak : bozulmuş gibi kokmak

Kül döken : evin hanımı

Öküs : lüküs lambası

Lamçi : yağmurdan korunmak için keöeden yapılan giysi

Lapçin : bir çeşit kundura

Lığlama : bir selin veya nehrin kenarlara taşması veya bir başka yere akaması sonucu tortu ile doldurması

Löllös : biçimsiz ve kaba saba

Deyim:

Lik like kalkmak : tırısa kalkmak

Lom sözlü : beklenmedik zamanda söylenen kaba ve çirkin söz

Lombadan söylemek : düşünmeden söylenilen söz

Mada : mide

Mahrama : ev dokuması peşgir

Mandik : topuklara dek uzanan, paçası daracık uzun don

Masaf : büyük tepsi

Mayukdamak : üzüntü anında kedi gibi ses çıkartmak

Mayyoğ : akılsız kaba adam

Meçük : kıçı kırık

Medine : baca kenarındaki delik

Memişane : tuvalet

Merziman : merdiven

Mırmırık : keyifsiz durum

Momucuk : çok korkunç nesne

Mülenbah : bulaştırma, karıştırma

Deyim:

Madası almamak : 1. Midesi almamak 2. İsteksiz ve iştahsız olmak

Madası bozuk olmak : midesi bozuk olmak

Malamat oldum : kepaze oldum

Mırığım kırıldı : keyfim kaçtı, beklentilerim boşa gitti

Muğur olmak : seçeneklerden önemli olanları yitirip, önemsemediğine razı olmak

Mülemma oldum : kendi özüme benzemez bir karmaşaya sürüklendim

Nasibet : ilgi

Nasibetli : ilgili

Nasibetsiz : doğru dürüst ilişki kurmayan, münasebetsiz

Naşapa : bir çeşit su kabı, maşrapa

Neğseri : olağanüstü soğuk

Noğay : yedekte duran. Özellikle at arabacıları, arabayı çeken atların yanına boş bir at bağlarlar; yokuşlarda o atı da kullanırlar ki, bu ata noğay denilir.

Norbat : sözleriyle ve davranışlarıyla çok kaba insan, nobran

Deyim:

Nasibetli söz : olaylarla ilgili, uyumlu söz

Nasibetsizlik etmek : yerinde olmayan davranışta bulunmak

Nemarek : benim neme gerek

Ne nasibet : ne ilgisi var ki

Oğmaç : hamurla yapılan bir tür yemek

Oklağaç : oklava

Deyim:

Oluk etmek : pekmez yapmak

Ortalığı mülenbah etmek : etrafı karmakarışık etmek

Oynak kütük : güvenilmez insan

Ö:

Öğse : yanmış odun veya kömür parçası

Öllük : bebeklerin altına konulan toprak

Örüsger : rüzgar

Öveleme : parmaklar arasında ezme

Özemek : sözü aşırı derece uzatmak, ince eleyip sık dokumak

Paçur :temizlikten ve düzenden anlamayan

Palaz : kekliğin yavrusu

Payalı : kendine süs veren, kendisini olağanüstü gören

Paysınmak : insanları küçük görmek, insanları önemsememek

Pazvalt : bekçi

Peçe : en küçük su harkı

Penek : basık, yassı

Pevrede : 1. Salça 2. Marmelat

Pına : 1. Tavukların uzağa gitmemesi için ayağına takılan ağırlık 2. Çarık ve ayakkabının tabanı

Pinnik : pinenecek yer, kümes

Piyik : bir bütünün en küçük parçası

Potura : pudra

Pöçük : keçinin kuyruğu (yüzüldükten sonra)

Puçulama : olaylar karşısında eli ayağı birbirine dolaştırma, bocalama

Pürçek : taranmamış, karışmış saç

Deyim:

Paçavra hastalığı : grip

Paklavadan pay ummak : çok değerli bir şeyden hakkı olmadığı halde pay beklemek

Rüktem : grip

Sabi : aklı ermeyen çocuk, günahsız

Sağu : yüksek ses

Sahtiyen : işlem görmüş keçi derisi

Saku : ceket

Salgada : varlığı hesaba katılmamış olan

Samaruk : suyu çekilmiş, özelliğini yitirmeye yüz tutmuş olan

Sanıldak : davetsiz konuk

Saykal : türünün en büyüklerinden

Sayyağı : tuzlanmış tereyağı

Sazak : rutubetli soğuk rüzgar

Seğsenmek : hasmına vuracak gibi yapıp korkutma eyleminde bulunmak

Seki (sekü) : yüksekçe yer

Serpenek : şapkanın kasketin siperi

Sındı : makas

Sıpara : kitap

Sırpat : giysilerin çok ıslanmış olması

Sıypınma : kıç üstü kayma

Siklet : aşırı kalabalık

Silgi : kadın çarşafı

Sirke : bit yumurtası

Sitil : küçük kova

Sivsiklenmek : isteyerek vakit yitirmek

Siyme : sızma, üstüne sidik kaçırma

Soğla : uzun süre beklemiş

Soğukluk : semizotu

Sokranmak : duyulması zor biçimde söylenen şikayet anlamında sözler

Soyka : 1. Nesne 2. Ölünün arkasından çıkarılmış olan giysiler

Söğürtmek : koşmak, seğirtmek

Sölpük : düzensiz

Söyke : işin gelişi

Suğutmak : sessizlik içinde sinirli tavır almak

Süğsün : ense

Sühlü : giyim kuşamına özen göstermeyen

Sümsük : yumrukla birisini kakışlama

Süngüt : kapların kireç tutması

Sürgüç : yer veya bulaşık bezi

Süydürmek : kendisini sürekli olarak kabul ettirebilmek

Süyem : baş parmak ile işaret parmağı arasındaki ayrım

Deyim:

Sağuyla ağlamak : yüksek sesle ağlamak

Saldur suldur : gelişi güzel, bakımsız

Sakamet göstermek : beceriksizce, acemice eylemde bulunmak

Sayyağından kıl çekmek : çok kolay işlem

Seğirdim oluğu : sulamamacıyla, ırmağın akıntısından yararlanılarak kurulan su dolabının toprağa ulaşmadan önce, su kaplarının birbiri ardından boşalttığı ahşap oluk

Seri ele vermek : kendisine sahip olamamak, hastalanınca yatağa düşmek

Sildir sildir : etekleri yerleri süpürmek

Simsort simsort gitmek : isteksiz isteksiz yürümek

S.ki biteli bir iş yaptı : bugüne değin, yaptığı tek olumlu iş

S.kte sabunda alakası olmamak : ilgili konuyla kesinlikle ilişkisi bulunmamak

Soğla toprak : hiç sürülüp ekilmemiş toprak

Söp salkı konuşma : düşünmeden konuşma

Sözün söykesi : sözün gereği

Şalaka : meyve yerken sularının ele ve ağza bulaşması

Şallak : külotsuz, cinselliği görünen

Şamama : güzel kokulu kavunumsu bitki

Şekermeme : küçükbaş hayvanların kol kısmının 10 cm kadar uzunluktaki bölümü

Şilepe : tatlının ele ve başka şeylere bulaşması sonucu yapış yapış duruma gelmesi

Şimşirek : tüysüz

Şinnemek : yüz bulunca arsızlaşmak

Şivşit : koşut, paralel

Şıpırdaklı : gösterişli bir görünüm içinde olan

Deyim:

Şamata teli : neşe kaynağı

Şar şar dökmek : ne söylediğini bilmezlik

Şordan beri gelmek : uzaktan gelmek

Şordan ari gitmek : şu taraftan gitmek

Talaka : yaysız araba

Tavsamak : öfkesi geçmiş olmak

Tenteş : uygun, uyumlu

Terece : dolapların yan taraflarındaki delik

Teykül : nişanlı

Tıkır : çamdan yapılmış su kabı

Tiyin : sincap

Tök : hindi

Törlemek : ishal olmak

Töt : topaç

Tumayı : rastgele

Tuşma : parmakları birleştirerek elin sırtı ile dürtüklemek

Tüğdürmek : yere değdirmeden uzağa fırlatmak

Tüğelemek : yerden sürükleyerek uzağa atmak

Deyim:

Ta’ğnı cannalası : tanrının canını alması dilenen kimse

Tam çalgı : ince saz

Tumayına gitmek : nereye gittiğini bilmeksizin gitmek

Ud (ut) : utanma

Uğra : hamurun açılması aşamasında kullanılan un

Uğunmak : fazlaca acıdan dolayı olduğu yerde kalıp sızlanmak

Utlu : utanmasını bilen, arsızlık yapmayan kişi

Ü:

Ümüdünya : evren

Ülefe : herkese dağıtılan bolca, bahşiş, padişahlara özgü ikram

Ümük : boğaz

Deyim:

Ümüğünü sıkmak : boğazını sıkmak

Vanılamak : bilinçsiz olarak kafa şişirmek, anlamsız sesler çıkartmak

Vittirdek : kurbağaların yumurtadan yeni çıkmış çok devinimli yavruları

Deyim:

Vağıl vağıl taşmak : kaynayan bir şeyin mayası veya mayası çok gelmiş hamurun kendiliğinden çokça taşması

Varivi : haydi gidiver

Vıııı : ya! Öyle mi?

Virivi : ne olur bana ver, veriver

Deyim:

Yalap yalap yanma : bir yaranın kısa aralıklarla sürekli yanması

Yılan bile toprağı gıdım gıdım yer: bolluk içinde olduğunuz zaman bile tutumlu olmaya özen gösterin

Yimeden gidesi : yemeye vakit olmadan ölesi

Yüzü sahtiyen gibi : hiç utanması yok

Zaptiye : jandarma

Zabın : gelişmemiş

Zavrak : salatalık

Zavzav : oyunda nefes almadan, istenilen yere ulaşmak için kural gereği söylenilen söz

Zavzu : sebze ekilmiş yer

Zeklenmek: alay etmek. Karşıdakinin söylediğinin aynını ağzını burnunu bükerek tekrarlamak suretiyle muhatabı alaya almak eylemi.

Zere (zare) : belli bir amaca dayalı davranış

Zerze : kapının kilidinin takıldığı yer

Zımzık : yumruk

Zangadan ortaya çıkmak : umulmadık bir zamanda ortaya çıkmak

Zıngadan vurmak : elini ayarlamadan acımasızca vurmak

Zırtaboz adam : terbiyesi kıt, eğitilmemiş kaba insan

Zingirdekli kadın : çalmayı gülmeyi seven kadın

Kaynak: www.osmancik.com.tr, Osmancık Gazeteciler Cemiyeti Bayram Dergisi 

İnternet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları osmancik.com.tr’ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. 

Dikkatinizi Çekebilir:

Cevap Bırakın