ŞEHİR YAŞAM PORTALI
Bir yol hikayesi...

Osmancıklı Halk Şairi Aşık Ali

Bu yazı Anadolu Sanat Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Bilal Çevrim tarafından kaleme alınan 1986 Basımı ‘Halk Şairi Osmancıklı Aşık Ali” kitapçığından derlenmiştir.

AŞIK ALİ KİMDİR

Asıl adı Ali Açık olan Aşık Ali, 1914 (1330) yılında Çorum’un Osmancık ilçesinde doğar. Bir yaşında iken babası Çanakkale’de şehit olur. Babasını tanıma fırsatı bulamayan şair, on yaşında da annesini kaybederek kimsesiz kalır. Osmancık’ın ileri gelenlerinden birisi, hayvanlarını otlatmak için Ali’yi yanına alır.

Çobanlık yaptığı bu yıllarda Aşık, kendi kendine okuma-yazma (Bütün öğrenimi bundan ibarettir.) öğrenir. Şairin çobanlık hayatı beş yıl sürer. Bu süre içerisinde hayvanlarını otlattığı bir kadının kızına aşık olur. On beş yaşında, henüz bıyıkları yeni çıkmaya başlamış aslan gibi bir delikanlı iken, bu aşk ateşine dayanamayıp kızı ailesinden istetir.Ancak aldığı cevap ‘’Bizim kızımız bir çobana mı kaldı?” olur. Bunu duyan Ali duygularını bir de kıza açmaya karar verir. Sevdiği kız da ‘’Benim gibi bir güzelin, bir çobana varması ar’dır. Eğer bir zanaatkar olsaydın, sana varmayı ar etmezdim. ‘’ diye cevap verir. Bunun üzerine Ali hemen bir çırak durur, berberliği öğrenir, zanaatkar olur. Fakat aldığı cevap yine aynıdır. Aşık Ali duygularını, içini yakan aşk ateşini şiirlerde dile getirerek sevdiği kıza her gördüğü yerde yalvarır:

‘’Aşkın ateşiyle yanıyor gönlüm

Sevdiğim bendene merhamet eyle,

Seni sevmekten geri dönmüyor gönlüm,

Sevdiğim halime merhamet eyle.

 

Beddua ederim, görmezsin cennet,

Ne olur Ali’ye eylesen himmet,

Yetmez mi çektiğim dert ile mihnet,,

Sevdiğim halime merhamet eyle.

 

Bir busecik verip gönlüm eylesen,

Bir kez Ali’m diye adım söylesen,

Leblerin emdirim beni doylasan,

Sevdiğim halime merhamet eyle.

 

Beni öldürmek mi senin muradın,

Dillerde söylenir, dolaşır adın,

Cennet hurisinden tatlıdır tadın,

Sevdiğim halime merhamet eyle.

 

Çektiğim cevri cefalar çoktur,

Sen gibi bir güzel cihanda yoktur,

Zülüflerin hançer, kirpiğin oktur,

Sevdiğim halime merhamet eyle.

 

Güzelim cemalin benziyor aya,

Aşkınla dolaştım çok yerler yaya,

Katılıktan kalbin sanki bir kaya,

Sevdiğim halime merhamet eyle.

 

Yaktın yüreğimi neyleyim, eyvah,

Kimsede bulunmaz sendeki evsaf,

Güzelim bendene eylesen insaf,

Bu Aşık Ali’ne merhamet eyle.”

Bütün feryat ve yalvarmaları bir netice vermeyince, Aşık Ali sevdiği kızı kaçırmayı tasarlar. Ve teşebbüse geçer. Ancak kızın bağırması üzerine bu tasarısı da yarım kalır. Kızın ailesi bu olaydan sonra korkarak, kızlarını İzmit’e bir akrabalarının yanına gönderirler. Bunu öğrenen Aşık, kendi kendine kahrolur, fakat çağrısına devam eder:

‘Yeter bu bendeni ağlatma bari,

Acı gel afeti devranım güzel.

Gözyaşım sel edip, çağlatma bari,

Rahmeyle Ateşi suzanım güzel.

Sevdiğim bu il’den firar eyledi,

Gidip gurbet elde karar eyledi,

Bendeni yurdunu mezar eyledi,

Sensiz makber olsun mekanım güzel.

 

Sen gittin sevdiğim beni bıraktın,

Kül ettin kalbimi, Billahi yaktın,

Hasretin okunu sineme çaktın,

Artırdın dert ile efkarım güzel.

 

Kör olup seni görmez olaydım,

Bu aşkın kahrına girmez olaydım,

Sana bu gönlümü vermez olaydım,

Akıyor gözümden aklanım güzel.

 

Yeter insaf eyle, yeter vefasız,

Bir günüm geçmiyor cevri cefasız,

Geçirdin ömrümü zevksiz sefasız,

İçime sinmedi bir anım güzel.

 

Sevdiğim hüsnüne candan meftunum,

Beni terk eyledin kalbi mahzunum,

Terk edip aklımı misli mecnunum,

Gün be gün aşkınla giryanım güzel.

 

Onulmaz yarene merhem olaydım,

As’lısın yolunda Kerem olaydım,

Ölür kurtulurdum, verem olaydım,

Sensiz haram olsun bu canım güzel.

 

Acımam kahredip genç yaşıma,

Ölünce gel otur kabrim başına,

Yaz bu mısraları mezar taşıma,

Çünkü ben sevdana kurbanım güzel.

 

Osmancık’tan çıkıp firar eyledin,

İzmit’e varıp ta karar eyledin,

Ali’nin yurdunu hazan eyledin,

Bensiz mezar olsun mekanın güzel.

Aşık Ali, sevdiğinin hasretine dayanamaz olur, düşer yollara. Gece gündüz demeden, dere tepe ova dinlenmeden günlerce, haftalarca yol alır, varır Ankara’ya. İzmit’e gitmek için kaçak olarak trene binmek ister. İster ama aksi bir felaket gelir başına:

“ Yarimi yitirdim durmaz ararım,

Nerde güzel görsem yari sorarım.

Yarabbi, kalmadı artık kararım,

 

Derdim arttı, bana derman Yarabbi.

Gözlerimden akar alkan Yarabbi…

 

Bugün çıktım ben de düştüm izine,

Kavuştursa yatsam yarin dizine,

Uydu yarim kör şeytanın sözüne.

 

Derdim arttı, bana derman Yarabbi.

Gözlerimden akar alkan Yarabbi…

 

Atlayıp trene binmekte iken,

Hareket etmiş, gitmekte iken,

Düşünce ayağımı kesmekte iken,

 

Derdim arttı, bana derman Yarabbi.

Gözlerimden akar alkan Yarabbi…

 

Hastaneye beni anda aldılar,

Tabiblere hemen haber saldılar,

Ayağım kesmeye bıçak saldılar,

 

Derdim arttı, bana derman Yarabbi.

Gözlerimden akar alkan Yarabbi…

 

Ayaksız kaldım Yarabbi nidem,

İlahi, halimi kime arzedem,

Sürünerek Yarap ben nasıl gidem,

 

Derdim arttı, bana derman Yarabbi.

Gözlerimden akar alkan Yarabbi…”

Bu felaket üzerine Aşık Ali, çaresiz Osmancık’a geri döner. İki ayağını birden kaybetmesi, bütün umutlarını da yitirmesine neden olur. Ne var ki insan bir kere aşk ateşine tutulmaya görsün, küçücük bir et parçası dahi olsa kalbine, duygularına içindeki dev arzularına gem vuramaz. İçin için yanmakta olan Aşık Ali, bir gün sevdiğinin döndüğünü duyar, aşk ateşiyle sokaklara düşer. Küçük çevrede karşılaşmak her zaman mümkün. Sevdiği ,le karşılaşır, sevdiği Aşık’a hakaret eder. Ama aşık hakareti sevdiğinin bir lütfu olarak kabul eder, kötü sözlerini şiir haline getirerek, yine şiirle cevap verir:

Sevdiği: Allah aldı senin ayakların bak,

Alır iki gözün muhakkak,

Olmasın kimseler sen gibi yalak,

Acep sen kendini insan mı sandın.

 

Aşık : Eyleme sevdiğim beddua böyle,

Kaderin işidir Mevla’ya söyle,

Kudretin var ise sen de kör eyle,

Ben de senin gibi insanım güzel.

 

Sevdiği: Sen gibi bir sühlü var mı alemde

Bulunmaz emsalin hiçbir ademde

Hayvanla kalbin ahvali sende,

Acep sen kendini insan mı sandın.

 

Aşık : Neden sühlü dersin sevdiğim bana,

Öyle mi göründüm, sevdiğim sana,

Günahtır cevretme fakir kuluna,

Ben de senin gibi insanım güzel.

 

Sevdiği: Sen gibi dünyada yok bir necaset,

Umarsın pislikle bir de hem cennet,

Eylemez Allah’ım sana hem rahmet,

Acep sen kendini insan mı sandın.

 

Aşık : Sevdiğim yok mudur sende firset,

İndin de ben miyim, pislik necaset,

Anladım şahsıma eylersin haset,

Ben de senin gibi insanım güzel.

 

Sevdiği: İsmini koymuşsun bir derviş Ali,

Seni ikfal etti yarin hayali,

Seyyah olup gezdin mecnun misali,

Acep sen kendini insan mı sandın.

 

Aşık : Beni seyyah etti aşkın yolları,

Görmez oldu gözüm, sağı solları,

Hak verin, Allah’ın yüce kulları,

Ben de senin gibi insanım güzel.

 

Sevdiği: Delilikle buldun dünyada şöhret,

Gece gündüz işin daima işret,

Herkesi kendinden ettirdin nefret,

Acep sen kendini insan mı sandın.

 

Aşık : Deli dersin bana, deli miyim ben,

Derviş dersin bana, veli miyim ben,

Yoluna can veren Ali’miyim ben,

Ben de senin gibi insanım güzel.

 

Sevdiği: Giyersin elbise tazı çulundan,

Dökülüyor bitler yaka kolundan,

Bulunmaz bir pulun dünya pulundan,

Acep sen kendini insan mı sandın.

 

Aşık : Elbisem güzeldir eyleme ikrah,

Takdir böyle imiş, geydirmiş Allah,

Derdine düşmüşüm, nideyim eyvah,

Ben de senin gibi insanım güzel.

 

Sevdiği: Beni alemlere rüsvay edersin,

Allah’tan korkmadan yalan söylersin,

Huzuru mahşerde acep neylersin?

Acep sen kendini insan mı sandın.

Açık : Döğdümse sevdiğim kendimi döğdüm,

Her yerde söyledim, methettim öğdüm,

Vefasız ben senden deva mı gördüm,

Ben de senin gibi insanım güzel.”

1941’lerde başkası ile evlenir sevdiği, Aşık Ali’nin. Artık duramaz, düşer yollara, senelerce şehir şehir, diyar diyar gezer durur. Sevdiğinin maddi varlığı ölmüştür. Manevi varlığı büyün güzelliği ile yaşar durur Aşık’ın gönlünde:

‘’Osmancık’tan çıktım gurbet eline,

Hacıköy’de rast geldim bir geline,

Gelin kurban olam tatlı diline,

Sevgili Bedriye’m* burdan geçti mi?

 

Çorum ile Yozgat hem de Kayseri,

Vücudumda kaldı kemikle deri,

Seni direm kardaş, beri gel beri,

Sevgili Bedriye’m burdan geçti mi?

 

Tosya, Kastamonu Serap Zonguldak

Vazifedir bana o yari sormak

Sana direm sana ey Kızılırmak

Sevgili Bedriye’m burdan geçti mi?

 

Aşık Ali gezdi bunca diyarı ,

Hiç kimse görmemiş, sevgili yari,

Ağlayayım artık ben zari zari,

Sevgili Bedriye’m buradan geçti mi?”

 

*Bedriye Aşık’ın sevdiği kızın ismidir.

Aşık Ali Anadolu’yu adım adım dolaştığı yıllarda yolu bir gün Samsun’a bağlı Bafra ilçesine düşer. Ayakları olmayan ve  ağlamaklı dolaşan Aşık’a kim olduğunu ve derdini sorarlar:

 

‘’Vilayetim Çorum, ilçem Osmancık,

İsmim Aşık Ali, soyadım Açık,

Sebep oldu bana Bedriye kancık,

Ben ağlamayayım da kimler ağlasın.

 

Kızılırmak şehri ikiye böler,

Bedriye’m hasretin üreğim deler,

Cezbeli gözlerin yüreğim deler

Ben ağlamayayım da kimler ağlasın.

 

Osmancık ilçesi ne güzel şehir,

Çağlayıp akıyor o kızıl nehir,

Aşkın hasretinden içmişim zehir,

Ben ağlamayayım da kimler ağlasın.

 

Osmancık’ta vardır bir azim kaya,

Sanarsın mübarek değecek Ay’a,

Bedriye’m kaşların benziyor yaya,

Ben ağlamayayım da kimler ağlasın

 

Koyunbaba hazret anda yatıyor,

Üç yüz kilo taş Çal’dan atıyor,

Bedriye’m bende ye kaşlar çatıyor,

Ben ağlamayayım da kimler ağlasın.”

Yıllarca dolaşır durur Aşık. Ve nihayet memleketine dönmeye karar kılar. Bu geziden sonra susmaya karar verir. İşte Aşık Ali’nin susmaya karar verdiği şiiri:

‘’Sükut ilmine yoktur hiç nihayet,

Şekerden lezizdir tadı be gayet,

Pirimizden bize böyle rivayet,

Sükut içre yüz bin seyranımız var.

 

Sükut ehli olur yarına asıl,

Sükutla oluyor deryalar hasıl,

Sükuttur tarikin edebi asıl,

Dost cemalin görüp hayranımız var.

 

Sükuttur tarikin esas temeli,

Sükutla oldular nice veli,

Sükut etmeyenler delidir deli,

Sükut içre zira cananımız var.

 

Sükut eyle sende ey Ali dilin,

N’ene lazım sana nittüğü elin,

Diyor ki Hak bize: ‘’Siz bana gelin!”

Ne yüzle gideriz isyanımız var…”

Aslında bu bir susuş değildir. Aşık’ın söyleyişinin sessiz devamıdır…Aşık Ali, başından geçen bu olaylardan sonra Faniden Bakiye yol bulur. Gözünü gönlünü Hak’ka çevirip ölümüne (6 Kasım 1984) kadar ilahi ve tasavvuf dalında çok güzel şiirler kazandırmıştır halk edebiyatına. Birkaç şiiriyle noktalayalım sözümüzü:

“İLAHİ” (Çay Mersiyesi)

 

Gelin Hak’ka gidelim,

Bu sohbetin içinde.

Heman Allah diyelim,

Bu sohbetin içinde.

 

Semaveri yakınız,

Heman kalbe bakınız,

Kalbe kandil takınız,

Bu sohbetin içinde.

 

Kalbe kandil taktılar,

Andan Hak’ka baktılar,

Masivayı yaktılar,

Bu sohbetin içinde.

 

Semaveri yakanı,

Gani eder Hak anı,

Görelim Pir Sultan’ı,

Bu sohbetin içinde.

 

Verin çayı içelim,

Bu alemden göçelim,

Hak batılı seçelim,

Bu sohbetin içinde.

 

Bunda çayı içtiler,

Bu cihandan geçtiler,

Kanatlanıp uçtular,

Bu sohbetin içinde.

Eğer bilsen bunu sen,

Terk ederdin can-ı ten,

Gönül dahi olur şen,

Bu sohbetin içinde.

 

Bunda çok durur veli,

Hak’ka erişmiş eli,

Darılma sen ey Ali,

Bu sohbetin içinde…

 

NAT’I ŞERİF

Kapına gelmişim bugün,

Şefaat ya Resulallah.

Ümidim sensin ancak çün,

Şefaat ya Resulallah.

 

Bana olmaz ise imdat,

Benim işim her an berbat.

Yolunda et beni irşat,

Şefaat ya Resulallah.

 

Bize sensin hemen bürhan,

Kamu dertlere hem derman,

Sen oldun Sahib-i Kur’an,

Şefaat ya Resulallah.

 

Sen oldun aleme rahmet,

Nebiler de sana ümmet,

Sana her fert eder minnet,

Şefaat ya Resulallah.

 

Günahım çok, yüzüm kara,

Acep halim nice ola?

Meğer senden ola çare,

Şefaat ya Resulallah.

 

Huzura vardığım zaman,

Benim anda halim yaman,

Bana senden ola emen,

Şefaat ya Resulallah.

 

Senden olmaz ise çare,

Bu asi, hem kime vara?

Elim boş ve yüzüm kara,

Şefaat ya Resulallah.

 

Nihayet yok günahıma,

Dahi malum İlahıma,

Medet senden bu ahıma.

Şefaat ya Resulallah.

 

Hüdanın sen Habibisin,

Kamu dertler tabibisin,

Adiplerin edibisin.

Şefaat ya Resulallah.

Bu aciz ümmetin Ali,

Tükenmez kıl ile kali,

Kıyamette n’olur hali?

Şefaat ya Resulallah.

İnternet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları osmancik.com.tr’ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. 

Dikkatinizi Çekebilir:

Cevap Bırakın