ŞEHİR YAŞAM PORTALI
Bir yol hikayesi...

T.C 1982 ANAYASASI MALİ VE EKONOMİK HÜKÜMLER İNCELEMESİ

Tarih, milletlerin yükseliş ve çöküş sebeplerini ararken birçok siyasî, askerî, toplumsal sebepler bulmakta ve saymaktadır. Şüphe yok, bütün bu sebepler, toplumsal olaylarda rol oynarlar. Fakat bir milletin doğrudan doğruya yaşamıyla, yükselişiyle, çöküşüyle ilişkili ve ilgili olan, milletin ekonomisidir. Gerçekten Türk tarihi incelenirse bütün yükseliş ve çöküş sebeplerinin bir ekonomi sorunundan başka bir şey olmadığı anlaşılır.

…: Çekin, Gönderin, Yayınlayalım :… Etrafınızda şahit olduğunuz ilginç olayları, haber niteliği taşıyan ayrıntıları, fotoğrafları ve videoları bizlerle paylaşın, biz de osmancik.com.tr de değerlendirelim

 

Çağla Aleyna Çevrim

Tarihimizi dolduran bunca başarılar, zaferler veya mağlubiyetler, yokluk ve felâketler, bunların hepsi meydana geldikleri dönemlerdeki ekonomik durumumuzla ilişkilidir. Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk der ki; yeni devletimizin, yeni hükümetimizin bütün esasları, bütün programları ekonomi programından çıkmalıdır; çünkü, her şey bunun içinde bulunmaktadır. Türk milleti, bütün tarihinde savaş meydanlarında birçok zafer taçları giymiştir. Bununla övünür, daima övünecektir. Ancak, bu övünç tacını daha çok süsleyerek milletin başında tutabilmek için, diğer bir alanda da kesinlikle başarılı olması gerekir; o da ekonomidir.

Siyasal ve askerî zaferler ne kadar büyük olursa olsunlar, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa meydana gelen zaferler devamlı olamaz, az zamanda söner. Bunun örneklerine tarihte de rastlayabiliriz, Kanuni Sultan Süleyman zamanında Venediklilerle ticaret antlaşması yapılmıştı. Fakat padişaha göre antlaşmalar birbirine eşit devletler arasında yapılırdı. Bu yüzden onuruna aykırı bulmuştu. Halbuki Venedik, o zaman Osmanlı Devleti’ne eşit olmak şöyle dursun, onun doğrudan doğruya emri altında idi. Bu nedenle Padişah, böyle bir hükümetle antlaşma yapamazdı; fakat ona izinlerde bulunabilirdi ve izinlerde bulundu ve işte bu izinler kapitülasyonların başlangıcıdır.

Kapitülâsyonlar, bir devleti kesinlikle çökertir. Osmanlı Devleti ile Hindistan Türk ve İslâm İmparatorlukları da tarihte bunun bir diğer kanıtıdır. Osmanlı Devleti “uhud-i atika” adı altında birtakım kapitülâsyonların esiri idi. Memleket içindeki Hıristiyan unsurlar birçok ayrıcalıklara, bağışıklıklara sahip bulunuyordu. Bir devlet, kendi memleketinde bulunan yabancılara yargı hakkını uygulayamazsa, bir millet, kendi halkından aldığı bir vergiyi yabancılardan almaktan alıkonulmuş bulunursa, bir devlet kendi yaşamını kemiren kendi içindeki unsurlar hakkında önlemler almaktan alıkonulursa böyle bir devletin, egemenliğine sahip bağımsız bir devlet olduğuna inanmak doğru olur mu? İşte Osmanlı Devleti böyle bir halde idi.

Özetle, cümlelerimi toparlayacak olursam ekonomi bir milletin mihenk taşıdır. Ekonomik kalkınma, özgür, bağımsız, daima daha kuvvetli, daima daha refahlı millet idealinin, belkemiğidir. Türkiye bu kalkınmada, iki büyük kuvvet dizisinden güç alır: Toprağının iklimleri, zenginlikleri ve başlı başına bir servet olan coğrafî vaziyeti ve bir de Türk milletinin, silâh kadar, makine de tutmaya yaraşan kudretli eli ve millî olduğuna inandığı işlerde ve zamanlarda, tarihin akışını değiştirir yiğitlikle beliren, yüksek sosyal benlik duygusu. Biz öğrenciler yani yükselen yeni nesil, bu milleti bugünkü şeklinden daha yüksek derecelere çıkarmakla yükümlüyüz.

Kalkınmak için, memleketimizi bugünkü uygarlığın gerektirdiği seviyeye bir an önce getirmek için yalnız milletin sermayesi, milletin bilimsel ve teknik girişimleri kâfi gelmez. Dışarının sermayesine, uzmanlığına da gereksinimimiz vardır. İlkelerimiz çerçevesinde devletin bireye olan desteğine, devletin halk için yapacak olduğu yatırımlara, yeni iş olanaklarına, devletin, çiftçilerin, küçük sanat sahipleri ve esnafın, amele ve işçilerin, serbest meslek sahiplerinin, sanayi sahiplerinin, tüccar ve memurların birbirlerine karşı değil birbirlerini bütünleyerek çalışmaları gerekmektedir. Gerçek bir bütçe meydana getirilmeli, vergiler düzenlenip denetlenmeli ve her türlü savurganlığın önüne geçilmelidir. İşte bu noktada bir hukuk devletine yakışır vaziyette ki anayasamız, bireyin menfaatlerini ve diğer özgürlüklerini koruma altına almalıdır. Birey ve devlet arasındaki ilişkileri düzenlemelidir. Hiç şüphesiz mali ve ekonomik konularda bilhassa bu husus çok önemlidir.

Anayasa mahkemesinde dava konusu yapılan yasal düzenlemeler içinde, ekonomik alana ilişkin olanlar önemli bir yer tutar. Serbest piyasa ekonomisi giderek yaygınlaşırken hukuksal düzenlemelerin çeşitliliği de dikkat çeker. Özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra yapılan anayasalarda ekonomik alana ilişkin konulara daha çok önem verilir. Son zamanlarda da verdiği kararlarla Yüksek Mahkememiz, 1982 Anayasası’nın ekonomik düzene ilişkin kurallarına sistematik bir yorum getirme olanağı bulmuştur.

Anayasamızda ekonomik ve mali hükümler dördüncü kısımda iki ayrı bölüm (mali hükümler ve ekonomik hükümler) halinde incelenir. Mali hükümler kısmında A-bütçe ve yeni değişiklikle (21/1/2017) kesin hesap (md.161), B-bütçenin görüşülmesi (md.162), C-bütçelerde değişiklik yapabilme esasları, D-kesin hesap (md.164), E-kamu iktisadi teşebbüslerinin denetimi (md.165) kuralları yer tutar. Ekonomik hükümler kısmında ise; I. Planlama; Ekonomik ve Sosyal Konsey (bu maddenin kenar başlığı “I. Planlama” iken, 7/5/2010 tarihli ve 5982 sayılı Kanunun 23. maddesiyle bu şekilde değişmiştir) (md.166), II. Piyasaların denetimi ve dış ticaretin düzenlenmesi (md.167), III. Tabii servetlerin ve kaynakların aranması ve işletilmesi (md.168), IV. Ormanlar ve orman köylüsü (A/Ormanların korunması ve geliştirilmesi (md.169) ve B/Orman köylüsünün korunması (md.170)), V. Kooperatifçiliğin geliştirilmesi (md.171), VI. Tüketiciler ile esnaf ve sanatkarların korunması (A/Tüketicilerin korunması (md.172) ve B/Esnaf ve sanatkarların korunması (md.173)) kuralları yer tutar.

Yukarıda 1982 Anayasası’nın ‘’Ekonomik ve Mali Hükümleri’’ ayrı bir kısım olarak düzenlediğini gördük. Ancak anayasanın bildirdiği ekonomik düzeni anlayabilmek için yalnız bu kısımdaki hükümlerin incelenmesi yeterli değildir. Anayasa Cumhuriyetin nitelikleri arasında Türkiye Cumhuriyeti’nin sosyal bir hukuk devleti olmasının yanı sıra madde 5’te de kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya çalışmanın devletin temel amaç ve görevlerinden olduğunu da vurgular. Bu maddeye ek olarak, madde 41-65 arasındaki sosyal ve ekonomik hak ve ödevler, devletleştirme, kamulaştırma, çalışma ve sözleşme hürriyeti vb. incelenebilir.

1982 anayasası, mali ve ekonomik hükümleri ayrı bir kısımda toplayıp, ekonomik hükümler arasında ‘ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmayı, özellikle sanayiin ve tarımın yurt düzeyinde dengeli ve uyumlu biçimde hızla gelişmesini, ülke kaynaklarının döküm ve değerlendirilmesini yaparak verimli şekilde kullanılmasını planlamak, bu amaçla gerekli teşkilatı kurmanın devletin görevi’ olduğunu belirterek planlı kalkınma ilkesini benimseyip (md.166) yer verdiği gibi, devletin para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı tedbirlerle, piyasalarda tekelleşme ve kartelleşmeyi önleyecek tedbirleri alacağını öngörmekte, dış ticaretin ülke ekonomisi yararına düzenlenmesi amacıyla dış ticaret işlemleri üzerine ek mali yükümlülükler koyma konusunda önceden bakanlar kurulunu yetkilendirmişken şu an yeni sistem değişikliği ile cumhurbaşkanını yetkilendirmiştir (md.167). Öte yandan, tabii servetlerin ve kaynakların aranması ve işletilmesi konusunda ‘tabii servetler ve kaynaklar devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunların aranması ve işletilmesi hakkı devlete aittir. Devlet bu hakkını belli bir süre için, gerçek ve tüzelkişilere devredebilir.’ diyerek (md.168), ormanlar ve orman köylüsü için de ‘Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi Devlete aittir. Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir.’ denilmiştir. (md.169-170), kooperatifçiliğin geliştirilmesi (md.171), tüketicilerin korunması (md.172), esnaf ve sanatkarların korunmasına (md.173) ilişkin kurallar da ekonomik hükümler içinde yer almaktadır ve hemen belirtelim ki, görüldüğü üzere bu hükümlerin tamamında devlete düşen büyük bir iş ve hak payı vardır. Ek olarak şunu da söyleyebiliriz ki, anayasal düzenlemelerden beklentiler de bu alandaki anayasal kuralların çeşitlenmesine yol açar. Örneğin, enflasyonist uygulamaları sınırlandırma endişeleri para arzı ve borçlanma konusunda bazı kuralların anayasaya konulması gerekmiştir. Milli Merkez Bankası ile ilgili hükme 1961 Anayasası’nda yer verilmesi girişimi başarılı olmamış, 1982 Anayasası hazırlanırken de Danışma Meclisi Tasarısı’nda (md.141) Merkez Bankası ile ilgili düzenleme yapılmışsa da Milli Güvenlik Konseyi tarafından kabul edilen metinde yer verilmemiştir. Aynı şekilde Borçlanma ile ilgili olarak Danışma Meclisi Anayasa Tasarısı’nda yer alan hüküm de (md.140) nihai metinde bulunmamaktadır.

Köşe yazımda görüldüğü gibi, Yüksek Mahkeme devlete ekonomik alanda geniş bir müdahale olanağı tanır. Özellikle yürütmenin ekonomik alanı düzenleme de esnek ve etkili araçlardan yararlanması gereğini kabul eder. Piyasa ekonomisinin benimsenmiş olması kamunun ekonomik alandaki müdahalelerini ve düzenleyici işlevini reddetme sonucu yaratmaz. Önemli olan kamunun ekonomik alana müdahalesinin kişilerin hak ve özgürlükleri karşısındaki sınırının iyi belirlenmesidir. Uygulama yürütmenin yalnız ekonomik alanda değil, tüm alanlarda yoğun bir düzenleme içinde olduğunu göstermektedir. Yürütmenin düzenleme yetkisinin yasama yetkisi aleyhine genişlediği de bir gerçektir.

Dikkatinizi Çekebilir:
1 yorum
  1. salihtaskiin1 Diyor

    Başarılı bir çalışma olmuş tebrik ediyorum

Cevap Bırakın