ŞEHİR YAŞAM PORTALI
Bir yol hikayesi...

Woodward’ın Merceğinden Teknoloji

 

Çağla Aleyna Çevrim

1800’lerin ortalarından itibaren Klasik, Neoklasik ve daha sonra da Modern Organizasyon teorilerine bir geçiş olarak Sistem Yaklaşımı, yönetim politikalarında etkin olmuş, yöneticilere ve araştırmacılara yol göstermiştir. Ancak 60-70’li yıllara gelindiğinde Sistem Yaklaşımı da dahil olmak üzere bu teoriler yetmemeye, bazı noktalarda tıkanmaya başladılar. Çünkü yaşanılan dünya büyük ölçüde değişmiş, genel olarak durağan ve kapalı özellikler gösteren çevre koşulları daha büyük bir hızla hareket etmeye ve organizasyonları etkilemeye başlamıştır.

2. Dünya Savaşından sonra geçen zamanla birlikte ülke ekonomileri toparlanmaya, teknolojide büyük değişim ve gelişmeler yaşanmaya ve dünya bugün ki küreselleşme denilen aşamaya doğru hızla ilerlemeye başlamıştır. Dolayısıyla organizasyonlar çok büyük bir hızla değişen çevresel ve teknolojik gelişmelere ve farklı çevre koşullarına uyum gösterme zorunluluğunu hissetmişlerdir. Klasik Yaklaşımın üzerinde önemle durduğu üç ana konu olmuştur: etkinlik, genel ilkeler ve en iyi örgütsel yapı konuları ayrıntıları ile alınmıştır. Böylece bu üç konu ile ilgili olarak geliştirilen ve her yerde geçerli (üniversal) yönetim ve organizasyon ilkelerinin uygulanması ile en iyi organizasyon yapısı kurulup işletilebilmiştir.

…: Çekin, Gönderin, Yayınlayalım :… Etrafınızda şahit olduğunuz ilginç olayları, haber niteliği taşıyan ayrıntıları, fotoğrafları ve videoları bizlerle paylaşın, biz de osmancik.com.tr de değerlendirelim

 

Öte yandan Neoklasik Yaklaşım da Klasik Yaklaşımın özellikle insani boyuttaki eksiklerini tamamlayarak yine “en iyi organizasyon yapısını’’ ifade etmeye çalışmıştır. Sistem Yaklaşımı ise yerini 60’ların sonlarından itibaren “Durumsallık” ya da “Koşul Bağımlılık” denilen teoriye bırakmıştır. Çünkü Sistem Yaklaşımı soyut kavramlara dayanmış ve genel şeyler söylemiş olduğundan çeşitli düşünürler yönetim görüşlerinin yarattığı kargaşadan kurtulamamışlar, bu nedenle de Sistem Yaklaşımı yetersiz kalmıştır. Sistem Yaklaşımının esas amacı, kantitatif yaklaşımlarla sonuç alınamayan konulara tüm bilim dallarının etkilerini kapsayan genel formüller geliştirme ve kolay anlaşılır ortak noktalar bulmaktır.

70’lerden itibaren uygulamada karşılaşılan güçlükler ve somut olarak var olan güç ve baskılardan hareket eden durumsallık kavramı gelişmeye başlamıştır. Bu yaklaşımla örgütlerin karşılaştıkları sorunlara sadece klasik kuramların katı kuralları ve varsayımları ile veyahut da Sistem yaklaşımlarının genel ve soyut ilkeleri ile çözüm aranmaktan vazgeçildiği görülmektedir. “İlkeleri ve en iyi organizasyon yapısını esas alan yukarıdaki yaklaşımların üniversal ve öngörücü bir nitelik taşımalarına karşılık, Durumsallık Yaklaşımı durumlarla ilgilidir ve öngörücü bir nitelik taşımamaktadır.” Yani organizasyon dış çevre koşullarına göre değişiklikler gösteren bir bağımlı değişkendir. İşte teknoloji burada karşımıza çıkmaktadır.

Teknolojik değişme ve gelişmelerin toplum yaşamında çok önemli bir yer tuttuğu açıktır. Organizasyonlarda da başarmak istenen iş ve bunun için kullanılacak olan teknoloji oldukça etkili bir faktördür ve yapının belirlenmesinde önemli bir etkendir. Durumsallık Yaklaşımına temel oluşturan araştırmalarda da özellikle teknoloji-organizasyon yapısı ve teknolojiorganizasyon büyüklüğü ilişkileri ve etkileşimi oldukça fazla yer tutmuştur. Ben, aşağıda önce kısaca Durumsallık Yaklaşımının genel tanımını ve ilkelerini verdikten sonra, organizasyon ve daha çok teknoloji konusunda yapılmış, esas konum olan Woodward çalışmasını inceleyeceğim.

Durumsallık Yaklaşımı: “Durumsallık Yaklaşımı” terimi ilk defa 1967 yılında çevre koşullarındaki belirsizlik ve değişkenliklerin organizasyonlara olan etkilerini tartışan Paul Lawrence ve Jay Lorsch tarafından kullanılmıştır.

Durumsallık Yaklaşımı, Sistem kavramının önemli bir yönünü teşkil etmektedir. Buna göre, modern teori, otorite, liderlik, değişme gibi “organizasyonlarda davranış” konularına mutlak ve basit değişkenler olarak değil, çeşitli durumlara, işin, görevin, teknolojinin, kültürel ve sosyo-politik çevrenin bir fonksiyonu, diğer bir deyişle birçok değişkenin sonucu olarak bakmaktadır.

Organizasyon: Ortak bir amaç çerçevesinde kurulmuş, ortak bir çalışma düzenine sahip, kendi performansını yönetebilen ve toplumsal bir düzen için bir araya gelmiş olan bireylerin yapılanma şeklini, bu bireylerin tamamını veya bir kurum, kuruluş ya da teşkilatı belirtebilir.

Bilindiği gibi organizasyonun en temel amacı bir “ürün” ortaya çıkarmaktır ve teknoloji de bu amaca ulaşmada kullanılan araçlardır. Dolayısıyla, organizasyonların üretim ve dağıtımda kullandıkları teknik sistem, onların doğal yapısını önemli derecede etkileyecektir.

Teknoloji bu yapı içindeki hammaddenin mamul madde haline getirilmesini sağlar. Bu nedenle, teknoloji hem üretim fikrinin oluşumunda hem de üretimde önemli rol oynar. Açık olan bir şey var ki o da faaliyetlerin tümü; araba, bilgisayar, ayakkabı üretimi, müşteri hizmetleri vb. hepsi teknolojiyi gerektirmektedir. Ama esas olarak bir şekilde teknoloji kullanımında bütün organizasyonlar ortaklaşmalarına rağmen, hangi teknolojiyi nasıl kullandıkları ve bunların kombinasyonlarında farklılaşırlar. Örgütsel yaşamın temel gerçekleri, teknolojiyi, organizasyon analizlerinin önemli değişkenlerinden biri yapar. Nitekim hangi tür teknolojinin hangi tür organizasyon yapı ve süreçlerine uygun olacağı ve karşılıklı olarak nasıl bir etkileşim içinde oldukları Durumsallık Yaklaşımının bir sonucu olarak pek çok bilim adamı tarafından araştırılmış ve bu yaklaşıma çok önemli katkılarda bulunulmuştur.

Bu konuda yapılmış en önemli araştırmalardan biri de inceleyeceğim konu olan Joan Woodward’ın İngiltere’de yaptığı çalışmalardır.

Teknoloji: Organizasyonun kullandığı, materyal, bilgi, enerji ve sermaye gibi girdileri, ürün ve hizmet gibi çıktılara dönüştüren tekniklere ve işlemlere teknoloji diyoruz. Başka bir deyişle teknolojiyi, inputları output’a çevirmeye yarayan araçlar topluluğu olarak tanımlamak mümkündür.

Bu araçlar fiziksel (makina, teçhizat, donanım vs.) olabileceği gibi fikirsel de (programlar, kavramlar vs.) olabilir. Örneğin; bir imalat işletmesi her iki tür aracı da kullanırken, bir danışmanlık firması daha çok ikinci tür araca ihtiyaç duyacaktır. Kısacası bir organizasyon ister bir muhasebe firması olsun ister turizm acentesi veya bir gazete olsun, mutlaka ortaya çıkaracağı ürün veya hizmetin üretimi için belli düzeylerde teknoloji kullanacaktır.

Teknoloji ve Organizasyonla ilgili ilk en önemli ve ciddi çalışma 1953 yılında İngiliz sosyolog Joan Woodward ve ekibi tarafından yapılan araştırmadır. Araştırmacılar bu çalışmalarında geleneksel yönetim anlayışını test etmek üzere yola çıkmış ve bu yönetimin başarısızlığını ortaya koymuşlardır.

Güneydoğu Essex Teknik Okulu’ndan olan Joan Woodward ve ekibi İngiltere’de kullanılan yönetim ilkelerinin kapsamını incelemek üzere bir dizi çalışma yürütmüşlerdir. Araştırma 1953 yılında başlamış, ancak 1960’ların sonlarına doğru yapılan yeniden-analizlerle (re-analysis) devam etmiştir.

Essex bölgesindeki 100 işçiden daha fazla işçisi olan firmaların yaklaşık %91’i ile görüşülmüştür. Görüşülen firmalardan 17 tanesi 1000 civarında işçiye sahipken, 35 tanesi 250’nin altında işçiye sahipti. Şirketlerin üretim alanları değişik olmakla birlikte, elektronik, kimya ve mühendislik firmaları göze çarpmaktaydı.

Çalışmalarının başlarında bir işletmenin yönetim teknikleri ile o işletmenin verimliliği ve büyüklüğü arasında anlamlı, direk bir bağlantı kuramamışlardır. Bu nedenle farklı değişkenleri incelemeye başlamışlar, firmaları üretim tekniklerine ve üretim sistemlerinin karmaşıklığına (kompleksliğine) bağlı olarak sınıflandırmışlar ve Sonuç olarak da her gruptaki başarılı firmaların benzer yönetim pratikleri izlediklerini bulmuşlardır.

Woodward ve ekibi araştırma konusu olan işletmelerin kullandıkları üretim yöntem ve süreçlerini, bu süreçlerle çeşitli teçhizat ve donanım arasındaki ilişkilere, süreçlerde yapılan faaliyetlerin tekrarlanan cinsten olup olmadığına ve birbirleri ile ilişkilerine göre gruplamışlar ve bunun sonucu olarak üç ayrı teknolojik düzey belirlemişlerdir.

1.Birim Üretimi: Müşteri siparişlerine göre yapılan, standartlaştırmayı ortadan kaldıran birim üretim söz konusudur. Üretim için profesyonel işgücüne ihtiyaç vardır.

Örneğin bir makina üreticisinin imalatçıların istek ve ihtiyaçlarına göre üretim yapması veya bir terzinin müşterisinin ölçülerine ve tercihlerine göre bir giysi hazırlaması.

2.Kitle Üretimi: Birbirine benzer ya da ayrı sayılan ürünlerin aynı anda büyük partiler halinde üretilmesi söz konusudur. Faaliyetler ve kullanılan teçhizat arasındaki ilişkiler az çok belirli ve tekrarlanan cinstendir.

3.Süreç Üretimi: Üretim süreklidir. Girdi sabittir, üretim mekanikleşmiştir ve direkt işgücüne ihtiyaç çok azdır. Üretimin durması veya üretime yeniden başlanması hem çok maliyetli hem de zaman alıcıdır. Petrol rafinerileri, elektrik enerjisi üretimi bu teknolojiye iyi birer örnektir.

İşletmeler kullandıkları teknolojilere göre bu şekilde sınıflanınca, her teknoloji türü için değişik bir organizasyon yapısının uygun olduğu ortaya çıkmıştır. Woodward, birim teknolojide küçük ve samimi grupların mevcudiyetini, katılmanın yüksek olduğunu, iş ilişkilerinde katılığın olmadığını; kitle üretiminde görevlerin açık-seçik belirlendiğini, emir-komuta-kurmay çalışmasının bulunduğunu; süreç teknolojide ise durumun birim teknolojiye benzediğini belirlemiştir. Ayrıca birim ve süreç üretiminde sözlü haberleşmenin yazılı haberleşmeden daha fazla kullanıldığı kitle üretiminde ise durumun bunun tam tersi olduğu görülmüştür. Woodward ve ekibi, birim teknoloji kullanan ve en başarılı olan organizasyonların organik, en başarısız olanların da mekanik bir yapıya sahip olduklarını belirlemiştir.

Kitle üretiminde ise durum bunun tamamen tersidir. Süreç teknolojisi kullanan ve başarılı olan işletmelerin ise birim üretim gibi organik yapıya sahip olduklarını belirlemiştir. Birim teknoloji kullanan işletmelerde her şey müşteri isteklerine göre şekillendiğinden ve faaliyetlerin standart olmamasından dolayı personel arası ilişkiler ve haberleşme organik olmak zorundadır. Benzer şekilde, süreç üretimi yapan işletmelerde de kullanılan teknolojinin karmaşıklığı ve otomasyon daha az personeli gerektirmekte, var olan personel de teknik açıdan bilgili ve eğitimli olduğundan çok yakından kontrole gerek kalmamaktadır. Kitle üretiminde ise büyük partiler halinde ve standart bir üretim yapıldığından formal yapı daha uygun olmakta, kişiler arası ilişkiler ve görevler açık seçik belirlenmektedir.

Bu üç üretim biçimi bir sorunu beraberinde getirdi. Örneğin, özel bir bilgisayar üretiminde hangi teknoloji kullanılacaktı? Üretim aşamasında kitle üretimi fakat tasarım ve geliştirme aşamasında ise birim üretime güvenilmekteydi. Bu nedenle bu alanda çalışmalar yapan Hull ve Colins, Woodward’ın kullandığı teknoloji türlerine bir yenisini daha eklemişlerdir. Bu yeni teknoloji kitle üretimi teknolojisini geleneksel kitle üretimi ve teknik kitle üretimi olarak ikiye ayırmıştır.

Geleneksel Kitle Üretimi: Yapı içinde yüksek düzeyde bilgi gerektirmeyen işleri kapsar. Örneğin, terzilik.

Teknik Kitle Üretimi: Profesyonellik ve yüksek düzeyde bilgi gerektirir. Örneğin, uzay aracı üretmek. Yönetim modeli kullanılan tekniklerin farklılığına göre değişkenlik gösterir. Ekonomik başarı, üretimin değişik tekniklerinin doğasındaki özel yollarla ortaya çıkan yönetim teknikleriyle belirlenir. Daha özel olarak, Woodward’ın bulduğu, hiyerarşi içindeki basamakların ve yönetici sayısının, saatle çalışan personele olan oranının kullanılan üretim tekniklerine bağlı olarak değiştiğidir.

Woodward, performans, organizasyonel yapı ve teknoloji arasında güçlü bir ilişki olduğunu savunmuştur. Birim ve süreç üretimi yapan yüksek performanslı organizasyonlar Neoklasik karakteristiklerini, kitle üretimi yapan yüksek performanslı organizasyonlar ise Klasik yaklaşımın karakteristiklerini taşımaktadırlar. Teknolojinin organizasyonu belirlediği söylense de gerçekte birebir doğru olamamakta, farklılıklar görünmektedir. Bunun en önemli sebebi, her firmanın kullandığı teknolojiye uygun bir yapı oluşturmamasıdır. Teknolojinin gerektirdiği yapının dışında, farklı oluşumlar söz konusu olabilmektedir. Bu noktada yönetim kademesinin teknolojik dayatmalar ve örgütsel yapı arasındaki tercihleri ve bilgisi etkin olmalıdır.

Bütün bu çalışmaların birleştiği nokta şudur: teknoloji organizasyonları anlamada çok önemli bir unsurdur. Teşekkür ederim.

Dikkatinizi Çekebilir:
14 Yorumlar
  1. Muhammed ipek Diyor

    Merhaba Çağla, gerçekten akıcı ve ilgilisi için harika bir yazı olmuş, yazılarınızın ve araştırmalarınızın devamını diliyorum, izninizle kullanmak üzere bir kısmını alıyorum.

    1. Caglaleynacevrim Diyor

      Teşekkür ederim , tabii buyurun sizindir

  2. Sena Diyor

    Fakülte birincimize yakışır bir metin olmuş, devamını dilerim, Woodward büyük adammış, bize de çok şey kattın Çağlacığım.

    1. Caglaleynacevrim Diyor

      Teşekkür ediyorum Sena , çok incesin , okumana sevindim

  3. Beyza Birdal Diyor

    Fakülte birincimize yakışır bir metin olmuş, yazın bu konuyla ilgilenen insanlar için oldukça bilgilendirici. Devamı için sabırsızlanıyorum.

    1. Caglaleynacevrim Diyor

      Senin yazılarında öyle , hepimizin yolu aydın olsun , farklı konularda da birçok yazım var , vakit ve imkan oldukça yayımlamaya çalışıyorum 🙂

  4. burcu gudek Diyor

    You have created a great text.

    1. Caglaleynacevrim Diyor

      Thank u really much my sweatheart 🙂

  5. Sarpomerr Diyor

    Önemli bir konuyu farklı bir pencereden ele almışsınız, başarılı.

    1. Caglaleynacevrim Diyor

      Teşekkür ederim Ömerciğim vakit ayırman yeter

  6. Corum19 Diyor

    Mükemmel bir yazı olmuş.Başarılarınızın devamını dilerim.

    1. Caglaleynacevrim Diyor

      İyi dileklerin için minnettarım

  7. expectum Diyor

    Liyakat emek başarı

  8. Caglaleynacevrim Diyor

    emek.. 🙂

Cevap Bırakın