Antik Sümer metinlerine göre: Günümüzden yaklaşık 445 bin yıl önce, Nibiru adlı gezegenden başlarında Enki adında liderleri olan elli kişilik astronot grubuyla Dünya’ya inen. Dünya’ya ilk ayak basan kişi olan Enki denize indiği için mitolojide kendisi balık adam olarak yer edinen. Kendi gezegenlerinin özelliğinden dolayı biyolojik saatlerinin farklı işlemesiyle, bizlerden çok daha fazla yaşayabilen bu türün adı Anunnakiler olarak bilinmektedir. Anunnakiler, dünyamızda yaşadıkları bu uzun süreçte Dünya’yı kendilerininmiş gibi benimsemiş. Bir zaman sonra önce Homo Sapiensin, sonra ondan evrimleşen ve uygar insan olarak bilinen Neandertal ve Cro-Magnon insanların ortaya çıkmasıyla Anunnaki-Dünyalı ortak yaşamı başlamıştır. Genel itibariyle dünyalılar Anunnakilere hizmet etseler de özellikle bazı Anunnakilerin pozitif yaklaşımı önderliğinde aralarında duygusal bağlar kurulmuş. Bunu ilk Anunnaki-Dünyalı evlilikleri ve bu evliliklerden doğan melez çocuklar takip etmiştir. Bu çocukların ömürleri Anunnakilerden kısa, dünyalılardan uzun olmuştur. Arada yaşanan “Büyük Tufan” tüm bu ilişkinin izlerini silmiştir.
İşte ben sizlerle tarihi ve arkeolojik datanın ışığında teorik olarak Anunnakilerin izlerini mantıksal çerçevede burada siz sevgili okurlarıma özellikle gizemi mitolojiyi seven ve Antik Çağ medeniyetlerine ilgi duyan okurlarıma sunmak istiyorum.
Şimdi tarihten bakıldığında Mısır, Sümer, Maya, Hindistan, gibi bütün eski yüksek medeniyetlerin dini kültlerinde nedendir hep benzer figürler var. Altın ve yiyecek sunulan tanrılar. Bir kısmı yarı insan ve yarı hayvan şeklinde tasvir edilmişler. Ancak buna rağmen kimsenin aklına hepsinin benzer olması dışında aslında aynı varlıklar olabilme ihtimali gelmemiş. Ta ki günümüz medeniyetlerinin tohumlarını attığı kabul edilecek derecede gelişmiş bir uygarlık olan Sümerlere ait bazı tabletler ortaya çıkıp Sümer metinlerinde “Annunaki” adı verilen ve anlamı “Gökten İnen Elliler” olan birtakım tuhaf varlıklarla ilgili bölümler okunana kadar. Metinlerde gökyüzünden gelen varlıkların insanlara bilmedikleri şeyleri öğrettiği ve bunun karşılığında da altın yiyecek ve değerli madenlerden aldıkları bahsediliyor ve hatta bu varlıklar belli zamanlarda dünyaya inerek düzeni tekrar geri koyuyorlar.
Sümerler astronomi konusunda ileri derecede bilgiliydiler yani gezegenleri ve yıldızları ayırt ederek, hareketlerini de gözlemleyebiliyorlardı. Sümer yöneticilerinin kullandığı ve imza yerine geçen bir mühür var ki. Mührün üzerinde günümüzden 5-6 bin yıl önce işlenmiş olan güneş sistemine ait bir tasvir yapılmış. Fakat küçük bir farkla! Gezegen sayısı bizim bildiğimizden 1 fazladır. Fazla olarak görülen gezegen ise Anunnakilerin yaşadığı yer Nibiru olarak belirtilmiştir. Belki de Sümerlerin günümüz teknolojisiyle bile ancak son yıllarda keşfedebildiğimiz şeyleri bilmeleri de bu gezegenden gelen Anunnakiler aracılığıyla gerçekleşmiştir, kim bilir!
Öyle ki yazıyı, hukuk sistemini, hükümet ve meclisi, tekerleği birçok ilaç çeşidini ve mineralleri dahi ilk bulan medeniyet Sümerlerdir. Metinlerde yazanlara göre bu kadar ilerlemelerini gökten inen Ellilere yani Anunnakilerin getirdiği bilgilere borçlulardı. İşin ilginç kısmı ise Sümer Uygarlığı: İki nehir arası anlamına gelen Mezopotamya’da yani bugünkü Irak, Suriye ve ülkemiz Türkiye’nin bir kısmını da içine alan bölgede yaşamışlardır. Buna rağmen Anunnakiler gerçeği ile sadece burada karşılaşmıyoruz. Binlerce kilometre uzakta Amerikada yaşayan ve yine birçok gizeme sahip olan Maya Uygarlığı da aynı derecede benzer ve şaşırtıcı. Arkeologlar Amerika kıtasındaki kazı çalışmaları sırasında bir takım garip heykellere rastlarlar. Ki, heykeller binlerce yıl öncesine ait olmasına rağmen, üzerlerinde günümüzde kullanılan astronot kıyafetleri vardır.
Bu olanlar hayal ürünü olabilir miydi? Hangi hayalperest günümüzde kullanılan kulaklık, maske, telsiz gibi objeleri hayal edip tasvir edebilirdi ki?
Anlaşılan Annunakiler uğradıkları toplumları dehşete düşürmüş ve insanlar da onları tanrılar olarak kabul etmişlerdi. Anunnakilerin dünyada ki izleri sadece Sümer ve Maya uygarlıkları ile sınırlı kalmıyor.
Yine Güney Amerika’da keşfedilen ve 800’ü düz çizgi, 300’ü Geometrik şekil, 70’i Hayvan( Fauna) ve Bitki( Flora) motifli bugün Nazca( Naska) çizgileri olarak bilinen hiyeroglif ve tuhaf işaretlerin de Anunnaki tasvirleriyle birebir uyduğu görülmektedir. Devasa boyutlarda, çöllerin ortalarına ve yüksek dağların zirvelerine çizilen bu şekiller yerden bakıldığında algılanamayan ancak gökyüzünden bakıldığında belli olan. Gökyüzündeki varlıklara seslenme ve işaret amacıyla yapılmışlar gibi duran Naska çizgileri, Sümer( Irak) ve Maya( Meksika) medeniyetinde ki Annunaki tasvirlerine birebir benzemeleriyle beraber birbirinden bu kadar uzak mesafedeki medeniyetlerin, aynı düşünce ile göklerden inen varlıklara hitaben yapmaları ilginç değil mi?
Yazının devamı, gazetenin Cuma günü ki sayısında bu sayfada yer alacaktır.
Esenlikle huzurla, görüşebilmek dileğimle!
