Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Ümit Yıldız
Ümit Yıldız

Eski Dekorlar, Yeni Teknolojiler: “İnsanlığın 4000 Yıllık Kısır Döngüsü” Kurtarıcı Bekleyen İnsanlık

İnsanlık, binlerce yıldır aynı sahnede, sadece dekorları değiştirerek aynı oyunu oynuyor. İnsanlığın mağara devrinden, Sümer tabletlerinden, krallıklar ve peygamberler döneminden bugünün modern teknolojisine kadar zaaflarının, hırslarının ve takıldığı noktaların hiç değişmediğini görüyoruz. Değişmeyen tek bir şey var: İnsan doğası, hırsları ve zaafları. Öyle ki, Sümer’de yazılmış 4000 yıllık metinlerde bile bugünkü gibi “Şimdiki gençler yoldan çıkmış, büyüklere saygı kalmamış” sitemleri ve klasik baba-oğul tartışmaları yer almaktadır.

Bugün teknolojik olarak zirvede olduğumuzu düşünüyoruz. Cebimizde dünyaları sığdırdığımız telefonlar, uzaya gönderdiğimiz roketler var. Ancak ahlaki, zihinsel ve toplumsal olarak hâlâ 4000 yıl önceki o kısır döngünün içindeyiz.

Peki neden?

Ve daha da önemlisi, bu döngüden çıkış mümkün mü?

“Güç Sahiplerinin Eski Oyunu: İnancın Kurumsallaşması”

İnanç, Yaratıcı ile kul arasında sorgulanamaz ve özel bir ilişkidir. İnsanın içindeki o saf, bireysel inanç ve yaratıcıyla kurduğu bağ, tarih boyunca ne zaman ki yapılandırılmış bir “sistem” haline geldiyse, orada bir güç odağı doğmuştur. Çünkü inanç “dinleşmeye” ve kurumsallaşmaya başladığında, kaçınılmaz olarak merkezi bir otorite, ruhban sınıfı ve insanları korkuyla yöneten bir kontrol mekanizması doğar.

Milattan önce Firavun Narmer’in düzeni koruma adı altında düşmanlarını ezmesi veya Hamurabi’nin kanunlarını Tanrı Şamas’tan aldığını iddia ederek halka dikte etmesi, elitlerin halkı kurallara ve vergilere itaat ettirmek için inançları nasıl kullandığının ilk örnekleridir. Amaç, kitlelere “Bana değil, yukarıdakine isyan ediyorsunuz” mesajını vermekti.

Aynı oyun, tarihin her döneminde, her coğrafyada tekrarlandı. Örneğin; Hz. Muhammed Mustafa S.A.V döneminde katı bürokratik yapılar veya kurumsal bir din bakanlığı yokken, mezhepler hiç yokken  onun vefatından sonra güç hırsı ve iç savaş tehlikesiyle olay kurumsal bir yapıya evrilmiştir. Emeviler ve Abbasiler de güçlerini korumak için kendilerini “Allah’ın yeryüzündeki gölgesi” ilan ettiler. Kur’an İslam’ını bırakıp, sahih olmayan  hadislerle koltuklarını sağlamlaştırdılar.

Bu durum günümüzde Donald Trump gibi liderlerin dini figürleri, cemaatlari ve sembolleri arkalarına alarak yaptıkları siyasi şovlarla, politikacıların usulsüzlükleri meşrulaştırma çabalarıyla aynen devam etmektedir. Kitleler ise sorgulamak yerine, bu illüzyonun içinde birer piyon olmayı gönüllü olarak kabul ediyor. Tarih boyunca bu sığ kalıplara karşı çıkan Bruno, Hypatia, Nesimi ve Hallac-ı Mansur gibi isimler ise bu kurumsal çarklar tarafından ağır bedeller ödemeye mahkum edilmiştir.

“Kurtarıcı Bekleme Hastalığı ve Çaresizlik Sendromu”

Toplumların en büyük yanılgısı, içinden geçtikleri karanlık dönemlerde hep dışarıdan bir elin uzanmasını beklemektir. Yüzyıllardır milyarlarca insan bir Mesih, bir Mehdi, mistik bir lider ya da yeni bir Atatürk’ün gelip dünyayı düzeltmesini bekliyor. Bu bekleyiş, bireyi sorumluluktan kurtaran konforlu bir çaresizliktir. Oysa kurtarıcı bekleyen toplumlar, sadece statükonun ve statükoyu yöneten elitlerin ömrünü uzatır. En son İran- İsrail Savaşında gördük ki. İran, Mehdi beklemeden Fettah adlı füzeleri ile Askerî kapasitesini doğrudan kullanmayı tercih etti ve İsrail’i bu sayede tımar etmesini bildi.

Bugün sistemi eleştirenlerin de büyük çoğunluğu ne yazık ki; siyasete girmemekte, STK’larda, İlçelerindeki Kent Konseylerinde, oturdukları apartmanın yönetiminde dahi yer almamakta veya bir fikir üretmemektedir.

Oysa Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün( Bozkurt) o zamansız uyarısı tam olarak bu noktada devreye girer:
“EĞER BİR GÜN ÇARESİZ KALIRSANIZ, BİR KURTARICI BEKLEMEYİN. KURTARICI KENDİNİZ OLUN.”

Değişim; internette gaza gelmekle, evinde oturup sistemden şikayet etmekle ya da önüne geleni linçlemekle gelmez. Değişim; bir ağaç dikmekle, bir kediyi köpeği hayvanı doyurmakla, insanlığa fayda sağlayacak bir uygulama yazmakla veya bir video çekip, yazılar yazarak insanları bilgilendirmekle, yani küçük de olsa somut bir aksiyon almakla başlar.

“İnsanlığın Eşiği ve Yeni Bir Dünya: Venüs Projesi”

Bugün insanlık, tarihi boyunca ilk kez kendisinden daha zeki bir beyin (Yapay Zeka) ve işlerini yapacak robotlar geliştirerek büyük bir eşiğe gelmiştir. Bu durum, bizi ya tam bir distopyaya ya da insanlığın kurtuluşuna götürecek.

İşte tam bu noktada, 1916 doğumlu fütürist Jacques Fresco’nun Venüs Projesi ve Kaynak Bazlı Ekonomi modeli insanlığa rasyonel bir çıkış yolu sunuyor. Fresco, 1929 Büyük Buhran’ını yaşarken dünyadaki temel sorunun kaynak yetersizliği değil, para bazlı bozuk ekonomik sistem olduğunu fark etmişti. Bir tarafta tonlarca gıda çöpe atılırken, diğer tarafta insanların açlıktan ölmesi tamamen kapitalizmin ve para sisteminin bir sonucudur.

Venüs Projesi’nin temelinde para, kredi ve takasın olmadığı “Kaynak Bazlı Ekonomi” yatar:

Otonom Yönetim: Gelişmiş yapay zekalar ve otonom sistemler, tüm dünya kaynaklarını analiz ederek ihtiyaca göre adil bir şekilde dağıtır.

Köleliğin Sonu: İnsanların yapması gereken zorunlu ve yıpratıcı işleri robotlar üstlendiği için insanlık hayatta kalma mücadelesini bırakır; tamamen üretime, bilime, sanata, felsefeye ve kendi yeteneklerini keşfetmeye yönelir.

Suçun Bitmesi: Rekabet, hırs, yolsuzluk ve çalışma köleliği son bulur. Paranın olmadığı, her ihtiyacın otonom karşılandığı bir dünyada sınıf farkı varlığını sürdüremez. Çünkü yeterince aç insan yetiştirirseniz, herkes suç işler.

Önümüzdeki on yıl içinde yapay zekâ ve otomasyonun, Kaynak Bazlı Ekonomi benzeri modelleri teknik olarak mümkün kılabilecek seviyeye yaklaşması beklenmektedir. Bundandır ki Sevgili Gençler; kariyerinizi otonom sistem tasarımları veya yazılımlar üzerine kurarak bu fütüristik vizyonun bir parçası olabilirsiniz.

Son Söz: Ateşe Bir Damla Su Taşımak

Venüs Projesi bugün bir ütopya gibi görünebilir. Ancak teknoloji, bu sistemi kurabilecek olgunluğa tamamen erişiyor. Önemli olan, bu muazzam teknolojiyi elitlerin bizi daha fazla köleleştirmesi için mi kullanacağız, yoksa insanlığın özgürleşmesi için mi?

Bu dönüşüm çağında sadece kendimizi kurtarmayı düşünmekten sıyrılıp, bu teknolojiyi ve imkanları iyi bir gelecek inşa etmek için kullanmalı ve kendi kendimizin kurtarıcısı olmalıyız. Dünyayı tek başımıza değiştiremeyebiliriz. Ancak karanlığa küfretmektense bir mum yakmak, ateşe bir damla su taşımak her zaman bizim elimizdedir. Sistem ne kadar çürümüş olursa olsun, aksiyon aldığımızda o binlerce yıllık döngü kırılmaya başlayacaktır.

Sizce insanlık olarak bu teknolojik ve zihinsel dönüşümü gerçekleştirebilecek olgunluğa erişebilecek miyiz, yoksa eski döngünün içinde yok olmayı mı seçeceğiz?

Saygı, sevgi ve muhabbetle!

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER