Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Ümit Yıldız
Ümit Yıldız

Bir Ömürlük Yemin: “Elbet Bir Gün Buluşacağız Şarkısı Üzerine”

Bir Ömürlük Yemin: “Elbet Bir Gün Buluşacağız Şarkısı Üzerine”

Rahmetli Zeki Müren’in o kadife sesinden ruhumuza süzülen, zamanı ve mekânı büken ölümsüz eseri “Elbet Bir Gün Buluşacağız”, alelade bir ayrılık şarkısı değildir. O; zamana meydan okuyan, coğrafyaları aşan ve nihayetinde kaderi dize getiren mutlak bir inancın, kutsal bir sözün bestelenmiş halidir. Bu şarkı, yarım kalan hikayelerin değil, ne olursa olsun tamamlanacak olan o büyük vuslatın manifestosudur.

Ayrılık kapıyı çaldığında anlar insan acı gerçeği; aslında kavuşmanın adı yoktu, ayrılığı tatmadan. Yan yana yürürken, aynı havayı solurken kıymetini tam bilemediğimiz her an, araya mesafeler girince devasa birer hasret dağına dönüşür. İnsan, elindekinin mutlak eşsizliğini ancak onu kaybettiğinde, o ten kendi teninden uzaklaştığında idrak eder. Ayrılığın o buruk, o yakıcı tadı dilimize ve ruhumuza bulaşmadan, kavuşmanın ne denli kutsal, ne denli hayati bir vaha olduğunu anlayamazdık. İşte bu yüzden, yaşanan bu ayrılık bir son değil, gelecekteki o büyük, o kaçınılmaz buluşmanın pusulasıdır.

Zaman acımasızdır, durmaksızın akıp gider. Biliriz ki bir gün aklar düşecek saçlarımıza. Yıllar, gençliğimizi ve o simsiyah telleri birer birer çalıp götürecek, bizi tanınmaz kılacaktır. İşte tam da bu mukadderat yüzünden, henüz zaman bizi yıpratıp soldurmadan, ayrılığın o ilk sarsıcı demlerinde sessiz bir ritüel başlamalıdır:

Birçoğu, yaşlanmanın ve hasretin habercisi olarak kafasında beliren o ilk ak saçı koparıp saklar bir hatıra niyetine. Oysa fani bir ömrün akışında saçlar zaten elbet bir gün tamamen ağaracaktır; gün gelip her tel beyaza kestiğinde, o ilk ak saçın ne anlamı kalır ki? Asıl kıymetli, asıl ölümsüz olan, zamanın galibiyetine inat o siyahlığı mühürleyebilmektir. Bu yüzden, gelecekteki o mutlak beyazlığa meydan okurcasına, şimdiki gençliğin ve o bozulmamış, bozulmayacak sevdanın ebedi bir nişanesi olarak, simsiyah saçlardan bir tutam kesilmeli oracıkta.

O kapkara saç tutamı, özenle katlanmış bembeyaz bir mendilin içine yerleştirilmeli ve sevgiliye, sanki kalbin canlı bir parçası emanet ediyormuş gibi sessizce uzatılmalı. “Bu, sana zamanın henüz dokunmaya cesaret edemediği anlarımızdan, bizden bir anıdır,” der gibi… O mendil, sadece birkaç saç telini değil; o an edilen yeminleri, tutulan nefesleri ve gözlerden süzvlen gizli yaşları da hapseder içine. Bir mühür gibi kapanır geçmişin üzerine.

Aradan upuzun, asır gibi gelen, sabrı un ufak eden yıllar geçer… Şarkıda da dendiği gibi, belki bir deniz kenarında, dalgaların hışırtısı arasında ya da bir gemi güvertesinde, rüzgarın yüzleri yaladığı bir anda nihayet yollar yeniden kesişir. İki tarafın da saçları artık tamamen ağarmıştır; ak düşmüştür her bir tele. Gençliğin o deli fişek siyahlığından eser kalmamış, yerini yılların, özlemin ve yorgunluğun beyazlığı almıştır.

Tam o esnada, zamanı durduran o hareket gerçekleşir. Sevgilinin titreyen elleri cebine gider. Yıllarca sakladığı, artık kenarları sararmış, kokusu hasret kokan o beyaz mendili çıkarır. İçini usulca açar ve içindeki o simsiyah, ilk günkü gibi taze kalan saç tutamını, vaktinde o saçı kesen sevgilisinin avuçlarına bırakır.

İşte o an, kelimelerin bittiği, kainatın sustuğu andır. O bembeyaz, yaşlanmış, hayatın çizgileriyle derinleşmiş avuçların içindeki o capcanlı simsiyah saçlar; geçen zalim yıllara, araya giren kilometrelerce mesafeye, çekilen tüm o uykusuz, sancılı gecelere rağmen verilen sözlerin dimdik ayakta kaldığının en somut, en sarsıcı kanıtıdır. Zaman her şeyi eskitmiş, her şeyi soldurmuş ama o mendilin içine gizlenen sadakati zerre eksiltememiştir. O siyah tutam; yeminlerin bozulmak için söylenmediğine, aşkın zamandan, yaşlanmaktan ve hatta ölümün o soğuk gölgesinden çok daha güçlü olduğuna en dilsiz ama en gür sesli şahittir. ..

Gençken edilen o büyük yemin, şimdi iki ak saçlı insanın elleri arasında bir zafer anıtı gibi durmaktadır. Gözler birbirine değer; aklaşmış saçların, kırışmış yüzlerin altındaki o eski, tanıdık, çocuksu bakışlar birbiriyle sessizce konuşur.

Dil susar, çünkü avuçtaki o bir tutam siyahlık, geçen kırk yılın bütün hasretini, bütün sitemini ve bütün aşkını tek bir saniyede özetlemeye yetmiştir.

Gözler birbirine değer, aklaşmış saçların altındaki o eski, tanıdık bakışlar birbiriyle konuşur..

Ve tam o saniyede, fonda Zeki Müren’in o teselli veren, mukadderatı müjdeleyen ölümsüz sesi yükselir:

“Elbet bir gün buluşacağız,
Bu böyle yarım kalmayacak…
İkimizin de saçları ak,
Öyle durup bakışacağız.”

Anlarsın ki; saçlar ne kadar beyazlarsa beyazlasın, o mendilin içinde saklanan yemin de, kalpteki o ilk günkü yangın da simsiyah, taze ve ölümsüzdür. Bu hikaye yarım kalmamıştır; aksine, zamanı dize getirerek en güzel, en hak edilmiş yerinde tamamlanmıştır.

Çünkü zaman, bedeni ihtiyarlatacak kadar güçlü; fakat bir beyaz mendile sarılmış yemini eksiltecek kadar büyük değildir.

Saygı, sevgi muhabbetle!

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER