Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Ümit Yıldız
Ümit Yıldız

Gökten İnen Adalet, Çölden Uzanan El: 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı Destanı

“Sen Türk olduğunu unutsan da düşman senin Türk olduğunu unutmaz.”

Tarih, hafızasını kaybedenler için tekerrürden ibaret bir trajedidir. Kıbrıs’ın hikayesi de ne yazık ki Türk milletinin iyi niyetinin, fazla hoşgörüsünün ve stratejik hatalarının bedelini masumların kanıyla ödediği en ağır derslerden biridir.

Görselde dimdik duran 16 yaşındaki hamile Aysel’in elindeki o tüfek, sadece kaçırılan eşini arayan bir kadının çaresizliği değil; bir milletin “Yeter!” haykırışının, toprağına ve namusuna sahip çıkışının ete kemiğe bürünmüş halidir.

1878: Unutulan Kimlik ve Emanetin İhaneti
Kıbrıs trajedisinin ilk perdesi, 1878 yılında II. Abdülhamid döneminde açıldı. 93 Harbi’nin ağır yenilgisi ve Rus tehdidi karşısında, Osmanlı Devleti geçici bir güvence arayışıyla adayı İngilizlere kiralamak zorunda kaldı. İngiliz bayrağı Lefkoşa burçlarına çekilirken, adadaki Türkler için geri sayım başlamıştı.

Tarihin en acı kuralı burada devreye girdi: “Sen Türk olduğunu unutsan da düşman senin Türk olduğunu asla unutmaz.”

Yüzyıllarca aynı toprağı paylaştığı, hoşgörüyle yaklaştığı Rum komşuları, adadaki İngiliz yönetiminin yarattığı boşluğu fırsat bilerek Megali Idea (Büyük Ülkü) rüyasına kapıldılar. Türklerin gösterdiği o kadim hoşgörü ve merhamet, karşı tarafta bir barış köprüsü değil, adayı tamamen ele geçirme arzusunu körükleyen bir zafiyet olarak algılandı. Ne yazık ki devlet aklının zamanında gösterdiği fazla esneklik ve merhamet, ilerleyen yıllarda vatana, toprağa ve soydaşlarımıza karşı ağır bir bedel olarak geri döndü.

EOKA Terörü, Kanlı Noel ve Göklerden Gelen Şehadet
1950’lere gelindiğinde İngiltere’nin adadan çekilme sinyalleriyle birlikte Rumlar, Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlama (Enosis) hedefiyle EOKA terör örgütünü kurdular. Artık adadaki Türkler için yaşam, her an ölümle burun buruna gelmek demekti.

1963 Kanlı Noel’i: Binbaşı Nihat İlhan’ın eşi ve üç çocuğunun banyoda vahşice katledilmesi, Rum şovenizminin ulaştığı barbarlığın resmiydi. Ayvasıl Katliamı, Muratağa, Sandallar ve Atlılar… Düşman masum sivil ile askeri ayırmıyordu; onlar için tek bir suç vardı, o da Türk olmak.

Zulmün ayyuka çıktığı, Rumların Erenköy’deki Türk direnişini kırmak için tanklarla saldırdığı 1964 Ağustos’unda, anavatanın çelikten kanatları adanın semalarında göründü. İşte o kanatların en önünde, vatan aşkıyla çarpan bir yürek vardı: Hava Pilot Yüzbaşı Cengiz Topel.

8 Ağustos 1964’te, Erenköy direnişine destek verirken uçağı vurulan Topel, paraşütle Rum kontrolündeki bölgeye indi. Yanındaki beylik tabancasıyla son mermisine kadar çatışsa da esir düştü. Uluslararası savaş hukukunu hiçe sayan Rumlar, Yüzbaşı Cengiz Topel’i konuşturmak için ona günlerce en ağır, en barbarca işkenceleri yaptılar. Naaşını teslim alan Türk doktorların gördüğü manzara, insanlığın bittiği yerdi; vücudunda sağlam yer bırakılmamış, matkaplarla, asitlerle işkence edilmişti. Ancak Cengiz Topel, o korkunç acılara rağmen ne devletin sırlarını verdi ne de asil duruşundan zerre taviz verdi. Son nefesine kadar Türk subayının şerefini koruyarak Cumhuriyet tarihinin ilk hava harp şehidi oldu. Onun maruz kaldığı bu vahşet, fazla merhametin ve geciken müdahalenin ne denli ağır sonuçlar doğurabileceğini gösteren en acı vesikaydı.

Yalnızlaştırılan Bir Türkiye ve Çölden Gelen Vefa: Kaddafi
1974’e doğru yaklaşırken Türkiye, soydaşlarını korumak için diplomatik yolları sonuna kadar zorluyor ancak Batı dünyasından sadece tehdit ve ambargo sinyalleri alıyordu. ABD başta olmak üzere müttefik devletlerin Türkiye’ye silah, mühimmat ve yedek parça akışını kesmeye hazırlandığı o karanlık ve yalnız günlerde, tarihin unutulmaz bir dostluk ve vefa örneği yaşandı.

Yıllar sonra Arap( İsrail) Baharı adıyla kendi halkı tarafından trajik bir şekilde katledilecek olan Libya Devlet Başkanı Muammer Kaddafi, tüm dünyayı karşısına alarak Türkiye’nin yanında durdu. Kaddafi, Batı’nın ambargolarına rest çekerek Libya ordusunun depolarını sonuna kadar Türk Silahlı Kuvvetleri’ne açtı.

“Elimizdeki tüm imkanlar Türk ordusunun emrindedir. İhtiyacınız olan petrolü ve mühimmatı ücretsiz vermeye hazırız.” diyen Kaddafi; harekât için hayati önem taşıyan uçak lastiklerini, askeri mühimmatı, tonlarca jet yakıtını ve telsiz cihazlarını hiçbir ücret talep etmeden kargo uçaklarıyla Türkiye’ye gönderdi. Batı’nın sırt çevirdiği o kritik dönemeçte çölden uzanan bu el, Mehmetçiğin adadaki lojistik gücüne güç kattı ve tarihe bozulamayacak bir dostluk nişanesi olarak kazındı.

1974: Karaoğlan’ın İradesi ve Barış Harekâtı
Tarihler 20 Temmuz 1974’ü gösterdiğinde sabır taşmış, merhametin ve diplomasinin sınırları tükenmişti. Yunanistan’daki askeri cuntanın Kıbrıs’ta darbe yaparak adayı tamamen ilhak etme girişimi, bardağı taşıran son damla oldu.

Dönemin Başbakanı, Türk milletinin deyimiyle “Karaoğlan” Bülent Ecevit, uluslararası tüm baskılara, ambargo tehditlerine ve emperyalist güçlerin parmak sallamalarına karşı tarihi bir duruş sergiledi. Ecevit’in arkasında sadece yaşayanların çığlığı değil; banyoda katledilen çocukların, Kıbrıs semalarında işkenceyle şehit edilen Cengiz Topel’in ve yalnız bırakılmak istenen bir devletin onuru vardı.

Ecevit’in, “Biz aslında savaşa değil, barışa gidiyoruz; ve yalnız Türklere değil, Rumlara da barış getirmek istiyoruz” sözleriyle başlayan Kıbrıs Barış Harekâtı, Türk askerinin Akdeniz’in sularını yararak adaya ayak basmasıyla bir destana dönüştü. “Ayşe tatile çıksın” şifresiyle başlayan ikinci harekâtla birlikte adadaki Türk soydaşlarımızın can güvenliği ebediyen teminat altına alındı. Merhametin bittiği yerde Türk devletinin çelikten iradesi devreye girmişti. Eğer 1974’te o irade gösterilmeseydi o gözü dönmüş zihniyet adada tek bir Türk bırakmayacaktı.

Saygı, Minnet ve Rahmetle
Bu harekatın arkasındaki sarsılmaz irade olan, Kıbrıs Türkünün kaderini değiştiren, adadaki zulme son veren devlet adamı Başbakan Bülent Ecevit’i (Karaoğlan) ve dönemin Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan’ı; Kıbrıs direnişinin sembol isimleri Rauf Denktaş ve Fazıl Küçük’ü; en zor günümüzde mühimmatını ve yüreğini bizimle paylaşan Muammer Kaddafi’yi; göklerden adaya adalet indiren şerefli kartalımız Şehit Yüzbaşı Cengiz Topel’i ve canlarını bu topraklar için feda eden tüm aziz şehitlerimizi ve ahirete intikal etmiş gazilerimizi saygı, minnet ve rahmetle anıyoruz.

Fotoğraftaki Aysel’in, eşini bir daha göremeyen binlerce acılı yüreğin ve şehitlerimizin ahı yerde kalmamıştır. Kıbrıs Türk’tür, Türk kalacaktır.

Kıbrıs Barış Harekatı’nın 52. yıl dönümü kutlu olsun!

Saygı, sevgi ve muhabbetle.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER