Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Ümit Yıldız
Ümit Yıldız

“İki Tilki, Sokaklar Boşalınca Mahallede Gerçekleşen Sümer Kehaneti”

( Doğanın Kaçınılmaz İntikamı)

Tıpkı, Rahmetli Atilla İlhan’ın:
Açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın.. En görkemli saatinde yıldız alacasının..dediği bir gece de balkonda otururken. Mahallenin o tanıdık, sessiz karanlığında aniden sıyrılan İki Tilki… Ve zihinde çakan o kadim Sümer bilgeliği: “Köpeksiz Köyün Tilkileri.”

Bu an, sıradan bir gece gözlemimden çok daha fazlasıdır; insanın doğaya müdahalesinin, ekolojik dengenin ve sokaklarımızdan çekilen canlıların, patili dostların yarattığı boşluğun somut bir resmidir. Doğanın muazzam dengesi ve insanoğlunun bu dengeyle imtihanı üzerine derin bir tefekkür yolculuğudur.

İşte o İki Tilkinin adımlarında saklı olan, doğanın o kusursuz terazisine dair uzunca bir düşünüş…

1. Köpeksiz Köyün Tilkileri: Boşluk Kabul Etmeyen Doğa

Sümerlerin binlerce yıl öncesinden günümüze fısıldadığı o söz, aslında sadece toplumsal bir taşlama değil, kusursuz bir ekoloji kanunudur. Doğa, “vakum” yani boşluk kabul etmez. Bir ekosistemden bir gücü, bir türü bütünüyle çektiğinizde, onun bıraktığı boşluk asla boş kalmaz; bir başkası tarafından doldurulur.

Sokaklarımızda yüzyıllardır mahalle kültürünün, güvenliğin ve doğal seçilimin bir parçası olan köpeklerin toplanması, tam da bu ekolojik boşluğu doğurdu. Köpeklerin sokaklardan çekilmesiyle birlikte:

Doğal Bariyer Yıkıldı: Köpekler, yaban hayatı ile insan yerleşimleri arasında görünmez ama aşılmaz bir sınırdı. Onların kokusu ve varlığı, tilki, çakal ve domuz gibi yaban hayvanlarını mahalle sınırlarından uzak tutmaya yetiyordu.

Davetsiz Misafirler Şehre İndi: Bariyer kalktığında, ormanda ya da boş arazilerde yaşayan Tilkiler için mahalleler, tehlikesiz ve cazip birer açık büfeye dönüştü. Mahallenizdeki tavuk kümesleri, artık bu akıllı avcılar için korumasız birer hedef.

2. Kusursuz Terazi ve Zincirin Halkaları:

Doğa, her bir halkası milimetrik hesaplarla birbirine bağlanmış devasa bir zincirdir. Biz insanlar, sadece kendi konforumuzu veya güvenliğimizi düşünerek bu zincirden tek bir halkayı kopardığımızda, tüm sistemin sarsılacağını hesaba katmıyoruz.

Sokak köpekleri sadece “havlayan hayvanlar” değildi; onlar şehir ekosisteminin dikkatli bir korumaları ve düdüklü bekçileriydi. Şimdi o bekçiler yok ve doğa kendi dengesini yeniden kurmak için Tilkileri sahneye sürüyor. Ardından çakallar, domuzlar hatta Ayılarda sahne alacaktır.

Tilkiler kümeslere dadanacak,
Belki kemirgen nüfusunu dengeleyecek,
Ama insanla yaban hayatı karşı karşıya gelecek. Bu durum, doğanın insana verdiği sessiz bir derstir: “Beni tek tipleştiremezsin. Birini yok edersen, diğerini karşılamak zorunda kalırsın.”

3. Balkondaki Seyir: İnsan ve Yaban Hayatının Sınırı

Gece balkonda otururken tanık olduğum o an, aslında insanlığın kadim bir çelişkisini de barındırıyor. Bir yanda beton binalar, kümesler, evcil hayvanlar… Diğer yanda gecenin karanlığında sessizce süzülen, doğanın vahşi ve asil parçası Tilkiler.

Tilkileri suçlayamayız; onlar sadece aç kalan, alanı genişleyen ve fıtratının gereğini yapan canlılar. Suçlanacak olan, dengenin kimyasını bozan merhametsiz olan insanoğludur. Köpekleri sokaklardan tamamen temizlemenin “steril ve sorunsuz” bir yaşam getireceğini sanan modern insan, şimdi penceresinden baktığında doğanın o muzip yüzünü, yani Tilkileri görüyor. Sümerlerin haklılığı, binlerce yıl sonra bir mahalle arasında, İki Tilkinin parlayan gözlerinde yeniden tescilleniyor.

Son Söz: Doğayla İnatlaşmanın Bedeli!
Mahallemizden geçen o İki Tilki, bize doğanın asla yenilemeyeceğini gösteren birer elçi gibi. Köpekleri topladıkça Tilkilerin geleceğini, bir canlıyı hayatımızdan tamamen çıkardığımızda doğanın o boşluğu daha öngörülemez yollarla dolduracağını anlamak zorundayız.

Doğayla uyum içinde yaşamak, onun tüm unsurlarına (Köpeğine de, Tilkisine de, Kuşuna da) saygı duymaktan ve her canlıya kendi yaşam alanını bırakmaktan geçer. Aksi takdirde, Köpeksiz kalan köylerimizde, Tilkilerin hikayelerini daha çok dinlemek zorunda kalırız.

Tıpkı işin ilmini, mektebini okumuş Orman Mühendisi kardeşimin o her şeyi özetleyen, kulağa küpe edilesi deyimiyle: “Doğa, er ya da geç intikamını alır; sonra ağlamayacaksın…” Evet, doğa intikamını sessizce ve derinden alır; sızlanmaya, şikayet etmeye hakkımız yok. Çünkü bu teraziyi biz bozduk, sonuçlarına da biz katlanacağız… Şimdi ödeşme vakti.

Saygı, sevgi ve muhabbetle!

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER