Her insanın ruhunda, henüz keşfedilmemiş kıtalar, haritası çizilmemiş denizler ve asıl sahibini bekleyen mısralar vardır. Bazen hayat, en doğru insanı en karmaşık zamanların labirentinde karşımıza çıkarır. İşte o an, içimizden derin bir iç çekiş yükselir: “Çok daha önce! Kaderle tesadüf arasındaki o ince çizgide, rast gelseydim sana!”
Eğer yollarımız o ince çizgide, hayatın yükü henüz omuzlarımıza binmeden kesişmiş olsaydı; duygularımın asıl vatanı olan yüreğimden süzülen, kimselere söylenmemiş ve sahibini fırtınalar ortasında aramış bu en saf dizelerimi ilk sana hediye ederdim.
Sana yaklaşırken ürkek, ama bir o kadar da sarsılmaz bir sadakatle fısıldardım kulaklarına. Bir gün sana kırlardan ilhamla “Badem Çiçeğim” dersem ya da bir bahar sabahı ansızın “Papatyam” diye seslenirsem, sakın korkma benden emi? Çünkü bilirsin, insanoğlu en çok sevdiğini sahiplenmek isterken incitir; koklamak için dalından koparır ve kendi bencil sevdası uğruna onu soldurur. Ben seni dalından koparmam. Seni bir anlık heveslerin, geçici heveslerin kurbanı yapıp “bir tadım mutluluk” eylemem. Benim sevgim, seni yaşatmak üzerinedir, tüketmek üzerine değil.
Zaman geçip de ömrüme ömür katıldığında, gözlerinin içine bakıp “Gülüm” dersem, o meşhur hikâyelerdeki gibi dikenine bakıp kusur aramam he mi? Gülün dikeni can yakar derler ama sen canımı acıtsan da, sitemlerinle yüreğimi kanatsan da ben senin canını hiç acıtmam. Seni sarıp sarmalarken canımdan vazgeçerim de, senin tek bir yaprağının dökülmesine müsaade etmem.
Çünkü dünya ne kadar gürültülü, insanlar ne kadar maskeli olursa olsun; ben gözlerine baktığımda sadece bir suret görmüyorum. Kelimelerin bittiği, suskunluğun başladığı o kutsal eşikte, her şeyden azade bir gerçekliği haykırıyorum: Yüreğim bilirim yüreğini…
Senin sustuğun yerde ben başlarım konuşmaya, benim yorulduğum yokuşta senin ellerin olsun omzumda. Bu dünya yürünmekle bitmeyen, dik yokuşları, dipsiz uçurumları ve amansız fırtınaları olan upuzun, amansız bir yol.
Ama biliyorum ki, bir gün o zorlu virajın ardında, sislerin arasından sıyrılıp sen belireceksin. Gözlerindeki o tanıdık, insanı evinde hissettiren ışıkla çıkıp geleceksin geleceğimden; sanki kırk yıldır birbirimizi tanıyormuşuz gibi bir aşinalıkla. Kelimelerin boğazına düğümlendiğinde, dünyaya karşı ördüğün o güçlü duvarların arkasına sakladığın, içine attığın o derin ve kimsenin anlamadığı sessizlikleri ilk ben duyacağım.
Senin sustuğun yerde ben başlayacağım konuşmaya; senin anlatamadıklarını, içine gömdüğün sitemlerini ve gizli sevinçlerini ben mısra mısra dökeceğim kağıtlara, senin yerine ben nefes olacağım o cümlelere. Hayat bizi en hassas yerimizden sınadığında, adımlarımın feri tükendiğinde ve o bitmek bilmeyen dik yokuşlarda nefesim daralıp göğsüm sıkıştığında ise gözlerim sadece seni arayacak.
Adının geçmesi bile içimdeki fırtınaları dindirmeye yetecek. İşte tam o an, dizlerimin bağının çözüldüğü, dünyanın ağırlığının altında ezildiğimi hissettiğim o dönüm noktasında, benim yorulduğum yokuşta senin ellerin olsun omzumda. O şefkatli dokunuşun, bana yeniden ayağa kalkacak, tüm dünyayı karşıma alacak gücü verecektir.
Henüz adını koyamadığım, kokusunu içime çekmediğim ama varlığını, ayak seslerini şimdiden ruhumun en derin odalarında hissettiğim aziz, tekil misafirim… Sen, bu çorak, beklemekle kavrulmuş ülkeye yağacak en güzel, en bereketli yağmursun. Biz aynı toprağın, aynı sonsuz gökyüzünün ve aynı ebedi sevda ikliminin çocuklarıyız; yollarımız henüz kesişmemiş olsa da kaderimiz çoktan birbirine teyellenmiş.
Ne zaman hayattan yorulsan, ne zaman bu acımasız dünya seni hırpalasa, incitse ve kabuğuna çekilmek istesen hatırla: Burada, uzaklarda bir yerde, seni asla koparmadan, incitmeden sevecek, seninle susup seninle aynı dili ve aynı duyguları konuşacak ve bu koca evrende sadece “sen” olduğun için, hiçbir beklenti duymadan çarpan sadık bir yürek var.
Gülüşünün çehrende bıraktığı o eşsiz izi ve kavuştuğumuz an gözlerinden süzülecek o sevinç yaşlarını ezberleyeceğim muazzam vuslat gününü; göğsümde bir muska gibi saklı tuttuğum bu emanet mısralarla, her geçen gün büyüyen bir özlem ve sarsılmaz bir inançla bekliyorum. Geldiğinde haritalar anlamını yitirecek; asırlar aşılacak ve Ötüken’den yola çıkan tüm yollar, nihayet senin kalbinde yurt bulup Anadolu’ya varacak.
En derin saygı ve sevgilerimle!




YORUMLAR